Merhaba,
Ruhsal sohbetlerin faydasi ve kisiyi yuceltmesi uzerine ben de bir kac bir sey soylemek isterim; belki sadece bir iki ruhsal sohbete katilmak veya bir iki uygulama yapmak kisiyi bugune kadar kemiklesmis olan davranis ve dusunce kaliplarindan uzaklastirmakta yetersiz kalabilir (bu nedenle de surekli ve disiplinli uygulama yogada esastir), ancak yoga felsefesi dunyayi bizden olanlar ve olmayanlar diye ikiye bolmemekte ve kisi her ne yaparsa yapsin zaten hepimizin ayni yolda yurudugune isaret etmektedir. Bu nedenle de, kelime anlami birlik olan yoga tum insanligi birlestirici bir ozellige sahiptir.
"...insanlar her şekilde Yolumda yürürler" (B.Gita 4.11)
Kisinin yogaya (yani birlige) ulasmasinin yolu, kisinin yanilgisinin sebebi olan (1) Ofke (2) Sehvet (asiri arzu) ve (3) Acgozlulukten vazgecmesidir. Ancak su ifade edilmelidir ki; bu uc engeli asmadaki surec kisiye ozeldir. Bazilarimiz bunu tek bir mantranin tekrariyla asmaya calisirken bazi digerleri bunu karma yoga yaparak, bazi
digerleri ise meditasyonla ya da diger yontemlerle asmaya cabalayabilirler. Burada secilen yontem sadece bir arac oldugundan,hedefimizi yoga yani birlik yaptigimiz surece, bu surecte kullandigimiz yontemi kendimiz (ya da takip ettigimiz bir gurumuz
varsa, bu kisi) belirleyebiliriz.
Diger yandan, biraz once bahsettigimiz bu uc dusmani terk etmeye kisinin ne zaman karar verecegi ve akabinde davranis ve dusunce kaliplarinin ne zaman degisecegi de belli olmadigindan, yoga uygulamalari herkese aciktir her birey esit miktarda birlige ulasmada potansiyel kabul edilir, inancli-inancsiz, terbiyeli-terbiyesiz,
uyumlu-uyumsuz, onurlu-onursuz gibi goreceli kiyaslamalar ve ozel kluplerde gorulebilecek gruplasmalar yogada yer almaz, herkese esit firsat ve imkan verilir.
"Hatta en günahkar olan bile başka hiç bir şeye adanmadan, bana sevgi ve saygıda bulunursa, doğru yönde değiştiğinden, o da erdem sahibi olarak görülmelidir. Kısa zamanda o da erdemli hale gelir ve ebedi huzura kavuşur; ey Arcuna, Bana adananın asla yok olmayacağını kesinlikle bil!" (B.Gita 9.30-31)
Zaten de amaci yoga olmayan ve art-niyeti olup, ikincil dusuncelerle gelmis ya da tek amaci elestiri yapmak olan kisiler yoga gruplarina katilsalar bile, bir sure sonra bu icsel huzursuzluklarini besleyecek zemini bulamadiklarindan, buralari (sahsi bir uyariya gerek kalmadan) terk etmektedirler.
Sevgiler,
Anu.
genel bilgiler etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
genel bilgiler etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
29.12.07
Rüyalara Bakış açısı
Merhaba.
Ruyalar cogu zaman bizlerin dikkatini ceken ve alternatif gerceklik mi, gelecekten haber mi, yoksa sadece aklin oyunu mu diye kendimize sordugumuz bir konudur. Bu konu, yine acildiginda Mandukya upanishad'i kaynak alarak verdigim cevabi asagida okuyabilirsiniz;
Mandukya upanishad, 3 durumdan bahseder; 1. uyaniklik durumu, 2. ruya durumu ve 3. derin uyku durumu. Bu durumlarin cok farkli sekillerde aciklamalari var, ancak simdi konumuzla ilgili bolumden bahsedersek (bu konuyu raghuramji tekrar geldiginde rica edelim tekrar anlatsin); kisinin ruyalari aslinda uyaniklik halinde yasadiklarinin bir cesit sagaltimidir. Yani gunluk hayat icerisinde bizler neler yasiyor ve deneyimliyorsak, bunu ruyalarimizla dengeleriz; bu nedenle ruya gormek cok faydalidir diyebiliriz. Ancak ruyalarimiz sadece bize ozel semboller icerir ve bu sembolleri oldugu haliyle dogru kabul etmememiz gerekir, yoksa bizi yanlis yonlendirir; ornegin gun icinde patronuna kazdiysan ve dogal olarak kendisine cevap veremedigin icin icinde bir ofke birikmisse, o gece ruya gordugunde bu ofkeyi kusmak icin akil bir olay yaratarak, "uyanikken" ofkeni gosterebilecegin bir sahne yaratabiliyor - yani ornegin ruyanda kocani dovuyorsun/kavga ediyorsun. Bazi sistemler (Freudcu yaklasim) bunu kocana karsi bastirilmis duygular olarak ele alip, bunun analizi uzerinde yogunlasirken, yoga felsefesi sana sadece ofkenin bir disavurumu olarak disini gecirebilecegin bir dis nesne belirledin, bu nedenle de
ofkenden kurtuldugun icin (yani stresini attigin icin) aklin ve zihnin sakinlesti der.
REM; Rapid Eye Movement (hizli goz hareketi) kelimelerinin kisaltilmis halleridir; kisi (ve hatta evinizde hayvaniniz varsa, gozlemleyin onlarda da var) uyku halindeyken, gozleri kapali oldugu halde gozleri ruya gorurken cok hizla saga sola hareket eder (sanki kapali gozlerinin ardinda bir sey goruyormus gibi). Bu, ruyanin beyin tarafindan gercek olarak algilanmasi olarak aciklanir, bu nedenle duyular daha aciktir ve tum gece ruya goren bir kisi sabah yorgun kalkara, "uykumu alamadim" hatta "tum gece ruyalarla bogustum" der, cunku aslinda neredeyse yari uyaniktir diyebiliriz. REM hali, her bir bireyde gece boyunca sik araliklarla tekrarlanir - uyku testleri yapilan deneylerde, bireylerin gece boyunca REM'e gectikleri bilimsel olarak da ispat edilmistir.
Diger yandan, her bir REM arasinda verilen bosluk (zihnin sakinlestigi anlar) da vardir, iste bu anlar "derin uyku" (ruyasiz uyku) olarak adlandirilir. Gecenin bu dilimlerinde duyu organlari, zihin, akil da tipki yatakta yatan beden gibi tam olarak sessiz kalir ve dinlenir.
Buna gore, "hic ruya gormuyorum" diyen, eger ozel bir uygulama yapmiyorsa buyuk ihtimalle gordugu ruyalari hatirlamiyordur. Diger yandan, her birey REM / ruya durumunu yasadigi gibi, ayni sekilde derin uyku durumunu da yasar, yani ruyasiz uykuyu yasamiyorum diyen de bu anlari hatirlamiyordur.
Yogada istenilen (ve Mandukya Upanishad'in anlattigi), REM'in kisaltilip, derin uykunun cabasiz olarak artmasidir, boylece uyku kalitesi artar ve kisi daha az saat uyudugu halde sabah dinc kallar. Iste yogilerin 3-4 saatlik uyku ile yetinebilmelerinin altinda yatan da budur.
Selamlar, sevgiler,
Anu.
Not: Mandukya Upanishad'i www.yogamerkezi.com sitesinde, "ucretsiz kitaplar" bolumunde turkce olarak okuyabilrisiniz.
Ruyalar cogu zaman bizlerin dikkatini ceken ve alternatif gerceklik mi, gelecekten haber mi, yoksa sadece aklin oyunu mu diye kendimize sordugumuz bir konudur. Bu konu, yine acildiginda Mandukya upanishad'i kaynak alarak verdigim cevabi asagida okuyabilirsiniz;
Mandukya upanishad, 3 durumdan bahseder; 1. uyaniklik durumu, 2. ruya durumu ve 3. derin uyku durumu. Bu durumlarin cok farkli sekillerde aciklamalari var, ancak simdi konumuzla ilgili bolumden bahsedersek (bu konuyu raghuramji tekrar geldiginde rica edelim tekrar anlatsin); kisinin ruyalari aslinda uyaniklik halinde yasadiklarinin bir cesit sagaltimidir. Yani gunluk hayat icerisinde bizler neler yasiyor ve deneyimliyorsak, bunu ruyalarimizla dengeleriz; bu nedenle ruya gormek cok faydalidir diyebiliriz. Ancak ruyalarimiz sadece bize ozel semboller icerir ve bu sembolleri oldugu haliyle dogru kabul etmememiz gerekir, yoksa bizi yanlis yonlendirir; ornegin gun icinde patronuna kazdiysan ve dogal olarak kendisine cevap veremedigin icin icinde bir ofke birikmisse, o gece ruya gordugunde bu ofkeyi kusmak icin akil bir olay yaratarak, "uyanikken" ofkeni gosterebilecegin bir sahne yaratabiliyor - yani ornegin ruyanda kocani dovuyorsun/kavga ediyorsun. Bazi sistemler (Freudcu yaklasim) bunu kocana karsi bastirilmis duygular olarak ele alip, bunun analizi uzerinde yogunlasirken, yoga felsefesi sana sadece ofkenin bir disavurumu olarak disini gecirebilecegin bir dis nesne belirledin, bu nedenle de
ofkenden kurtuldugun icin (yani stresini attigin icin) aklin ve zihnin sakinlesti der.
REM; Rapid Eye Movement (hizli goz hareketi) kelimelerinin kisaltilmis halleridir; kisi (ve hatta evinizde hayvaniniz varsa, gozlemleyin onlarda da var) uyku halindeyken, gozleri kapali oldugu halde gozleri ruya gorurken cok hizla saga sola hareket eder (sanki kapali gozlerinin ardinda bir sey goruyormus gibi). Bu, ruyanin beyin tarafindan gercek olarak algilanmasi olarak aciklanir, bu nedenle duyular daha aciktir ve tum gece ruya goren bir kisi sabah yorgun kalkara, "uykumu alamadim" hatta "tum gece ruyalarla bogustum" der, cunku aslinda neredeyse yari uyaniktir diyebiliriz. REM hali, her bir bireyde gece boyunca sik araliklarla tekrarlanir - uyku testleri yapilan deneylerde, bireylerin gece boyunca REM'e gectikleri bilimsel olarak da ispat edilmistir.
Diger yandan, her bir REM arasinda verilen bosluk (zihnin sakinlestigi anlar) da vardir, iste bu anlar "derin uyku" (ruyasiz uyku) olarak adlandirilir. Gecenin bu dilimlerinde duyu organlari, zihin, akil da tipki yatakta yatan beden gibi tam olarak sessiz kalir ve dinlenir.
Buna gore, "hic ruya gormuyorum" diyen, eger ozel bir uygulama yapmiyorsa buyuk ihtimalle gordugu ruyalari hatirlamiyordur. Diger yandan, her birey REM / ruya durumunu yasadigi gibi, ayni sekilde derin uyku durumunu da yasar, yani ruyasiz uykuyu yasamiyorum diyen de bu anlari hatirlamiyordur.
Yogada istenilen (ve Mandukya Upanishad'in anlattigi), REM'in kisaltilip, derin uykunun cabasiz olarak artmasidir, boylece uyku kalitesi artar ve kisi daha az saat uyudugu halde sabah dinc kallar. Iste yogilerin 3-4 saatlik uyku ile yetinebilmelerinin altinda yatan da budur.
Selamlar, sevgiler,
Anu.
Not: Mandukya Upanishad'i www.yogamerkezi.com sitesinde, "ucretsiz kitaplar" bolumunde turkce olarak okuyabilrisiniz.
Etiketler:
genel bilgiler
Denge ve Yoga
Merhaba,
İs ve aile hayati arasindaki dengenin kurulmasi ve "ideallerimizi gerceklestirmekle sorumluluklarimizi kucaklamak arasindaki bu her an devrilmeye hazir bicak sirti dengeyi" kurmakla ilgili gelen bir soruya verdigim yaniti asagida bulabilirsiniz.
Selamlar,
Anu.
*-*-*-*-*-*
Hayatin amaci; bir koltuga ne kadar cok karpuz sikistirdigimizla ya da kisa zamanda ne kadar cok isler basardigimizin skorunu tutmakla ilgili olmaktansa, daha cok hayatla ne kadar uyumlu bir sekilde akabildigimizle olcumlenebilir. Burada, uyumlu bir sekilde akmak, sanildiginin aksine pasifize olmak ya da cevredeki kisilerin seni
yonetmesine izin vermek ve herkesi memnun etmek, mevcut duzene boyun egmek degil, tam tersine gerektiginde herkesle ters dusmek pahasina hedeflenen amaclarin gerceklesmesini adim adim saglamak ve varlik gosterebilme cesaretine sahip olmak, boylece gelisen cevre ile kendimizi de gelistirmektir. Bu konuda yararlanilabilecek en dogru kaynaklardan birisi, Krishna'nin Arcuna'ya verdigi tavsiylerin konuyla cok yakindan ilgili olmasindan dolayi Bhagavat Gita'dir.
Burada bahsettigim uyumun aciklayici olmasi icin ufak bir ornek vermek gerekirse, ornegin 7-8 yil oncesinin Turkiye'sinde yoga dinsel bir olusum olarak algilaniyordu ve bu ortamda cevreyle uyumlu olmak pasif kalmak olsaydi, aslinda o gun yoga yapanlarin yogayi derhal birakmasi gerekiyordu. Ama bunu yapmayanlar -yani o gunlerde ayakta durma cesareti gosterip, inandigi gercekler
konusunda israrci kalanlar- bugun hem bu inancin toplumdan buyuk olcude silinmesine, hem de kendileri de yogayi birakmayarak kendi gelisimlerine katkida bulundu - boylece toplumla birlikte uyumlu bir sekilde kendileri de gelisti. Bugune baktigimda o zaman bir egitmen esliginde yoga yapan bir cok dostumun su an egitmen olarak digerlerine yogayi anlattigina tanik oluyorum ve bu beni cok gururlandiriyor.
Uyumun ne oldugunu anladiktan sonra sorulmasi gereken ikinci soru; "Ben hayatta ne yapmak istiyorum" sorusudur. Bu sorunun cevabi, cok kisiseldir, ve kisinin kendisinden baskasi da bu cevabi vermemelidir. Bazisi bu hayatta evde oturup cocuklarini buyutup topluma faydali bireyler haline getirmekte tatmin bulabilirken, bazi digerleri ise, toplum icerisinde daha aktif roller almayi ve zamanini farkli faaliyetlerle doldurmayi tercih edebilir. Ancak burada onemli olan hangi yolun secildigi degil, kisinin hangi yolu sectiginde kendini * gercekten mutlu ve ruhsal olarak tatmin olmus * hissettigidir. Eger yapilan iste, kisi kendini mutlu hissetmek ve ruhsal tatmin saglamak bir yana, uzerine ekstra bir yuk verilmis olarak algiliyorsa, -bu yapilan is disaridan bakildiginda ne kadar ulvi, topluma faydali vs gorunse de- kisinin bu isi hic yapmamasi tercih edilir. Kisi sunu unutmamalidir ki, toplumsal sorumluluk olarak yapilan
faaliyetler bile, aslinda kisisel gelisim faaliyetleridir ve en cok fiili yapan kisinin kendisini gelistirir, yoksa toplumun *size* ihtiyaci oldugunu dusunmek, ya da *siz olmadan* gelisimin yasanamayacagina -yani toplumun size muhtac olduguna- inanmak, sadece egonun yarattigi bir dusuncedir ve derhal terk edilmelidir.
Kisacasi, hayat bir surecten ibarettir ve cok sevdigim yazarlardan biri olan Richard Bach'in da soyledigi gibi, "Hayatta yapmaniz gereken islerin tamamlanmamis olmasinin en buyuk gostergesi, hala yasiyor olmanizdir". Ama bu isleri tamamlayabilmek icin oncelikle hayatla bogusmayi birakip, hayattan zevk almayi ogrenmemiz gerekir. Bu isleri yapabilecek enerjiyi bulmak ancak bu sekilde mumkun olacaktir.
*-*-*-*
İs ve aile hayati arasindaki dengenin kurulmasi ve "ideallerimizi gerceklestirmekle sorumluluklarimizi kucaklamak arasindaki bu her an devrilmeye hazir bicak sirti dengeyi" kurmakla ilgili gelen bir soruya verdigim yaniti asagida bulabilirsiniz.
Selamlar,
Anu.
*-*-*-*-*-*
Hayatin amaci; bir koltuga ne kadar cok karpuz sikistirdigimizla ya da kisa zamanda ne kadar cok isler basardigimizin skorunu tutmakla ilgili olmaktansa, daha cok hayatla ne kadar uyumlu bir sekilde akabildigimizle olcumlenebilir. Burada, uyumlu bir sekilde akmak, sanildiginin aksine pasifize olmak ya da cevredeki kisilerin seni
yonetmesine izin vermek ve herkesi memnun etmek, mevcut duzene boyun egmek degil, tam tersine gerektiginde herkesle ters dusmek pahasina hedeflenen amaclarin gerceklesmesini adim adim saglamak ve varlik gosterebilme cesaretine sahip olmak, boylece gelisen cevre ile kendimizi de gelistirmektir. Bu konuda yararlanilabilecek en dogru kaynaklardan birisi, Krishna'nin Arcuna'ya verdigi tavsiylerin konuyla cok yakindan ilgili olmasindan dolayi Bhagavat Gita'dir.
Burada bahsettigim uyumun aciklayici olmasi icin ufak bir ornek vermek gerekirse, ornegin 7-8 yil oncesinin Turkiye'sinde yoga dinsel bir olusum olarak algilaniyordu ve bu ortamda cevreyle uyumlu olmak pasif kalmak olsaydi, aslinda o gun yoga yapanlarin yogayi derhal birakmasi gerekiyordu. Ama bunu yapmayanlar -yani o gunlerde ayakta durma cesareti gosterip, inandigi gercekler
konusunda israrci kalanlar- bugun hem bu inancin toplumdan buyuk olcude silinmesine, hem de kendileri de yogayi birakmayarak kendi gelisimlerine katkida bulundu - boylece toplumla birlikte uyumlu bir sekilde kendileri de gelisti. Bugune baktigimda o zaman bir egitmen esliginde yoga yapan bir cok dostumun su an egitmen olarak digerlerine yogayi anlattigina tanik oluyorum ve bu beni cok gururlandiriyor.
Uyumun ne oldugunu anladiktan sonra sorulmasi gereken ikinci soru; "Ben hayatta ne yapmak istiyorum" sorusudur. Bu sorunun cevabi, cok kisiseldir, ve kisinin kendisinden baskasi da bu cevabi vermemelidir. Bazisi bu hayatta evde oturup cocuklarini buyutup topluma faydali bireyler haline getirmekte tatmin bulabilirken, bazi digerleri ise, toplum icerisinde daha aktif roller almayi ve zamanini farkli faaliyetlerle doldurmayi tercih edebilir. Ancak burada onemli olan hangi yolun secildigi degil, kisinin hangi yolu sectiginde kendini * gercekten mutlu ve ruhsal olarak tatmin olmus * hissettigidir. Eger yapilan iste, kisi kendini mutlu hissetmek ve ruhsal tatmin saglamak bir yana, uzerine ekstra bir yuk verilmis olarak algiliyorsa, -bu yapilan is disaridan bakildiginda ne kadar ulvi, topluma faydali vs gorunse de- kisinin bu isi hic yapmamasi tercih edilir. Kisi sunu unutmamalidir ki, toplumsal sorumluluk olarak yapilan
faaliyetler bile, aslinda kisisel gelisim faaliyetleridir ve en cok fiili yapan kisinin kendisini gelistirir, yoksa toplumun *size* ihtiyaci oldugunu dusunmek, ya da *siz olmadan* gelisimin yasanamayacagina -yani toplumun size muhtac olduguna- inanmak, sadece egonun yarattigi bir dusuncedir ve derhal terk edilmelidir.
Kisacasi, hayat bir surecten ibarettir ve cok sevdigim yazarlardan biri olan Richard Bach'in da soyledigi gibi, "Hayatta yapmaniz gereken islerin tamamlanmamis olmasinin en buyuk gostergesi, hala yasiyor olmanizdir". Ama bu isleri tamamlayabilmek icin oncelikle hayatla bogusmayi birakip, hayattan zevk almayi ogrenmemiz gerekir. Bu isleri yapabilecek enerjiyi bulmak ancak bu sekilde mumkun olacaktir.
*-*-*-*
Etiketler:
genel bilgiler
Nereye Aşram Denir
Sevgili Cigdem,
Asram, bildigin gibi ruhsal uygulama merkezi anlaminda kullanilan bir kelime. Asagidaki bilgileri genel olarak Hindistan'daki asramlar hakkindaki gozlemim olarak alabilirsin. Bu bilgiler, Asramlarla yoga studyolar arasindaki farklari saniyorum yeterince acikliyor.
a)Asramlarda asagidaki aktivitelerin duzenlendigini goruyorsun,neredeyse tum asramlarda yer alan aktivitelerin yanina mutlaka,bazilarinda yer alanlarin yanina ise istenirse diye not dustum:
1. Mutlaka: Meditasyon salonunda duzenli (her gun) yoga felsefe sohbetleri
2. Mutlaka: Meditasyon salonunda duzenli (her gun) mantra okuma ve kirtan seanslari
3. Istenirse: hatha yoga uygulamalari (asanalar, pranayama,vs) yapilan ayri bir alan
4. Mutlaka: Meditasyon salonunda isteyenlere istedigi an meditasyona yapabilme imkani
5. Istenirse: Eger yer musaitse, heveslilerin konaklayabilecegi yatakhane (burasi kogus gibi de olabiliyor, ayri odalar verebilenler de var)
6. Mutlaka: Yemekhane (asevi olarak hem heveslilere hem de cevredeki yoksul halka hizmet veriyor)
7. Mutlaka: Asramda yasayam Swami tarafindan randevu ile alinan ozel konsultasyon
b)Bir diger konu da, isteyenin istedigi zaman asrama gelmesi ve istedigi surece kalmasi. Yani musait olunmadigi, gec oldugu vs soylenerek isteyenleri iceri almama gibi yoga studyolarda gozlemledigimiz uygulamalar asram geleneginde yer almiyor; elbette buradan anlasilabilecegi gibi, asram bir kisi ile degil, ayni heves ve goruste kisilerden olusan bir ekip tarafindan yonetiliyor; yoksa,24 saat servis vermek, 1-2 kisinin basa cikabilecegi bir is degil.
c)bir diger konu da para. Asramda hatha yoga uygulamalarinin, kalinacak yataklarin bir ucreti var, ancak bunlar hep cok dusuk tutuluyor.Diger tum uygulamalar (yemek, sohbetler, mantralar, vs) ucretsiz aktiviteler bu asrami seven ve yasatmak isteyenler tarafindan verilen bagislarla ayakta duruyor. Bu nedenle asram'in turkiye'deki karsiligi Dernek/Vakif olabilir ancak. Asram'dan elde edilen gelir, sadece asrama (cevre duzenleme, cevredeki yoksullara yemek servisi vs)harcaniyor. Yani, bir yerin ismine asram deniyorsa, burada kisisel cikar (maddi kazanc dahil) saglanmamasi gerekiyor.
Selamlar,
anu.
Asram, bildigin gibi ruhsal uygulama merkezi anlaminda kullanilan bir kelime. Asagidaki bilgileri genel olarak Hindistan'daki asramlar hakkindaki gozlemim olarak alabilirsin. Bu bilgiler, Asramlarla yoga studyolar arasindaki farklari saniyorum yeterince acikliyor.
a)Asramlarda asagidaki aktivitelerin duzenlendigini goruyorsun,neredeyse tum asramlarda yer alan aktivitelerin yanina mutlaka,bazilarinda yer alanlarin yanina ise istenirse diye not dustum:
1. Mutlaka: Meditasyon salonunda duzenli (her gun) yoga felsefe sohbetleri
2. Mutlaka: Meditasyon salonunda duzenli (her gun) mantra okuma ve kirtan seanslari
3. Istenirse: hatha yoga uygulamalari (asanalar, pranayama,vs) yapilan ayri bir alan
4. Mutlaka: Meditasyon salonunda isteyenlere istedigi an meditasyona yapabilme imkani
5. Istenirse: Eger yer musaitse, heveslilerin konaklayabilecegi yatakhane (burasi kogus gibi de olabiliyor, ayri odalar verebilenler de var)
6. Mutlaka: Yemekhane (asevi olarak hem heveslilere hem de cevredeki yoksul halka hizmet veriyor)
7. Mutlaka: Asramda yasayam Swami tarafindan randevu ile alinan ozel konsultasyon
b)Bir diger konu da, isteyenin istedigi zaman asrama gelmesi ve istedigi surece kalmasi. Yani musait olunmadigi, gec oldugu vs soylenerek isteyenleri iceri almama gibi yoga studyolarda gozlemledigimiz uygulamalar asram geleneginde yer almiyor; elbette buradan anlasilabilecegi gibi, asram bir kisi ile degil, ayni heves ve goruste kisilerden olusan bir ekip tarafindan yonetiliyor; yoksa,24 saat servis vermek, 1-2 kisinin basa cikabilecegi bir is degil.
c)bir diger konu da para. Asramda hatha yoga uygulamalarinin, kalinacak yataklarin bir ucreti var, ancak bunlar hep cok dusuk tutuluyor.Diger tum uygulamalar (yemek, sohbetler, mantralar, vs) ucretsiz aktiviteler bu asrami seven ve yasatmak isteyenler tarafindan verilen bagislarla ayakta duruyor. Bu nedenle asram'in turkiye'deki karsiligi Dernek/Vakif olabilir ancak. Asram'dan elde edilen gelir, sadece asrama (cevre duzenleme, cevredeki yoksullara yemek servisi vs)harcaniyor. Yani, bir yerin ismine asram deniyorsa, burada kisisel cikar (maddi kazanc dahil) saglanmamasi gerekiyor.
Selamlar,
anu.
Etiketler:
eğitmenlik,
genel bilgiler
Soru: dünyadaki diğer nesnelerin kişiliğinizin bir parçası haline gelmesi
Cok guzel bir soru bu, okudugun bu kitap benim de en cok sevdigim kitaplar arasinda... Soruna gelince mumkun oldugunca cevaplamaya calisayim:
Gunumuzde kisinin bedeni ile ozdeslesmesi o kadar fazla boyutta ki,bizler beden disi bir varlik oldugumuzun bile bilincinde cogu zaman olamiyoruz; ornegin su cumle hepimize cok normal gelir, "benim bir ruhum var"... aslinda ruh, sahip oldugumuz bir meta degil,tersinize "Biz"izdir. Halbuki, kisi "ben" dediginde, daha cok bedenini (elini, bacagini, midesini, vs) kast eder. Yani, beden kisi icin daha gercek, ruh ise daha suptil ve ulasilmaz gorunur.
Swami Krishnananda'nin bir kitabinda (Ruhsal hayatin problemleri)Larry isimli bir kanadali avukat da benzer sekilde neden insanlarin "icsel farkindalik icin cabalamak yerine, dunyevi islerle ugrastigi" sorusuna sorar... Bunu suna benzetebiliriz; ornegin bir araban olursa sonucu bellidir, elle tutulur-gozle gorulur bir metaya sahip olursun, bes duyun ilearabayi algilaman mumkundur bu da seni tatmin eder - bir eylemde bulunur ve sonucunu alirsin. Halbuki icsel farkindalik dendiginde, yapilan eylemin karsiligi
1. hemen alinmaz,
2. daha suptil oldugu icin bes duyunu tatmin etmez. Su an icinde bulundugumuz hizli tuketim dunyasinda bu daha fazla sabir isteyen ve kisinin irade ve kararlilikla surekli olarak devam etmesini gerektiren bir cabadir.
Senin soruna gelince; kisi yaptigi uygulamalar (meditasyon,pranayama, asana uygulamalari, vs) ile "beden" disinda ve ustunde de var oldugunun bilincine vardiginda, acilimlar yasamaya baslar; burada bu cumleyi 2 sekilde dusunebiliriz:
1. Bu cumleyi ifade ettigi anlam acisindan gercek olarak alirsak(yani gercekten kisi cevresindeki nesneleri de kendi olarak bilirse), bir cok kitap "rezonansa girmek" olarak aciklar ki, parapsikoloji dusunce okuma, esyalari hareket ettirme vb bir cok fenomeni bu sekilde aciklar.
2. Diger yandan bu cumleyi bir analoji yani benzetme olarak alirsak,kisi kendi ile cevresi arasindaki uyumu yakalar - ki *yoga* konunun bu kismiyla ilgilenir. Cunku yoga kisinin kendisi, cevresi ve boylece evrenle uyumu yakalamasini amaclar. Boylece kisi, aslinda karsisindakinin de kendisi oldugunu ve burada olanin orada, bir yerde olanin heryerde oldugunu bilerek ona gore davranir ve yasar. Artik bu kisinin cevresine (dogaya; bitkilere, hayvanlara, insanlara) zarar vermesi veya kendi cikarlari ugruna girisimlerde bulunmasi mumkun olmaz. Bunu yasayan kisilerin oldugu bir dunyada yasadigimizi bir an icin dusun; ne bir savas, ne bir cevre problemi, ne de bir hayvan/agac katliami olmasi sence mumkun olabilir mi?
Selamlar,
Anu.
Gunumuzde kisinin bedeni ile ozdeslesmesi o kadar fazla boyutta ki,bizler beden disi bir varlik oldugumuzun bile bilincinde cogu zaman olamiyoruz; ornegin su cumle hepimize cok normal gelir, "benim bir ruhum var"... aslinda ruh, sahip oldugumuz bir meta degil,tersinize "Biz"izdir. Halbuki, kisi "ben" dediginde, daha cok bedenini (elini, bacagini, midesini, vs) kast eder. Yani, beden kisi icin daha gercek, ruh ise daha suptil ve ulasilmaz gorunur.
Swami Krishnananda'nin bir kitabinda (Ruhsal hayatin problemleri)Larry isimli bir kanadali avukat da benzer sekilde neden insanlarin "icsel farkindalik icin cabalamak yerine, dunyevi islerle ugrastigi" sorusuna sorar... Bunu suna benzetebiliriz; ornegin bir araban olursa sonucu bellidir, elle tutulur-gozle gorulur bir metaya sahip olursun, bes duyun ilearabayi algilaman mumkundur bu da seni tatmin eder - bir eylemde bulunur ve sonucunu alirsin. Halbuki icsel farkindalik dendiginde, yapilan eylemin karsiligi
1. hemen alinmaz,
2. daha suptil oldugu icin bes duyunu tatmin etmez. Su an icinde bulundugumuz hizli tuketim dunyasinda bu daha fazla sabir isteyen ve kisinin irade ve kararlilikla surekli olarak devam etmesini gerektiren bir cabadir.
Senin soruna gelince; kisi yaptigi uygulamalar (meditasyon,pranayama, asana uygulamalari, vs) ile "beden" disinda ve ustunde de var oldugunun bilincine vardiginda, acilimlar yasamaya baslar; burada bu cumleyi 2 sekilde dusunebiliriz:
1. Bu cumleyi ifade ettigi anlam acisindan gercek olarak alirsak(yani gercekten kisi cevresindeki nesneleri de kendi olarak bilirse), bir cok kitap "rezonansa girmek" olarak aciklar ki, parapsikoloji dusunce okuma, esyalari hareket ettirme vb bir cok fenomeni bu sekilde aciklar.
2. Diger yandan bu cumleyi bir analoji yani benzetme olarak alirsak,kisi kendi ile cevresi arasindaki uyumu yakalar - ki *yoga* konunun bu kismiyla ilgilenir. Cunku yoga kisinin kendisi, cevresi ve boylece evrenle uyumu yakalamasini amaclar. Boylece kisi, aslinda karsisindakinin de kendisi oldugunu ve burada olanin orada, bir yerde olanin heryerde oldugunu bilerek ona gore davranir ve yasar. Artik bu kisinin cevresine (dogaya; bitkilere, hayvanlara, insanlara) zarar vermesi veya kendi cikarlari ugruna girisimlerde bulunmasi mumkun olmaz. Bunu yasayan kisilerin oldugu bir dunyada yasadigimizi bir an icin dusun; ne bir savas, ne bir cevre problemi, ne de bir hayvan/agac katliami olmasi sence mumkun olabilir mi?
Selamlar,
Anu.
Etiketler:
genel bilgiler
Arayış Üzerine
“Mutlu bir insanım ama devamlı bir arayış içerisindeyim. bu
çocukluğumdan beri olan bir durum. inanma ihtiyacından bir türlü sıyıramadım kendimi. herkesin inandığı ortak birşeye inanmak dinleri araştırdım. hiçbirinde aradığım iç huzuru yakalayamadım. aradığım mantığımın oturduğu birşeye inanmak ve o şekilde ibadet edebilmek.
bunun için mum, müzik ve ışık ayarı loş olan bir ortamda tek başıma kalıp düşünüp kendimce dua ediyor ve yaratıcı olduğuna inanmak istediğim Tanrı'yla konuşuyorum ama bunu yaparken çok dağılıyorum. o kadar çok konu ve kabullenmekte zorlandığım olay var ki bunları düşünürken rahatlamak yerine hem yoruluyor hem de çok zaman kaybediyorum.”
Merhaba,
yoga bize dusunceyi durdurmayi degil dusunce ile bir olmamayi ogretir... Eger aklina negatif bir dusunce geliyorsa, birak aksin gitsin, eger pozitif bir dusunce geliyorsa, birak o da aksin gitsin.
Yoga, kisiyi (kor) inanc noktasindan bilmeye ve bildigi icin kabul etmeye goturmektedir. Tum metinlerin bize soyledigi budur, "Tat Tvam Asi" - "Sen O'sun" sozu nihai olarak kisinin kavrayacagi noktadir.
Bu nedenle, yoga senden ibadet etmeni istemez, bir Tanriya inanmani talep etmez ve bununla ilgilenmez- bunlar kisinin icinde varsa yapacagi, yoksa yapmayacagi seylerdir ve yoga felsefesine gore yapanin yapmayandan bir farki yoktur, bunu yapmak veya yapmamak kisiye yaptigi yoga calismasinda bir ayricalik kazandirmaz.
Yoga felsefesin senin sadece var olmani ister - cok basit belki ama bir o kadar da zor. Ve der ki "oyle bir sekilde var ol ki, kendin dahil hersey ile uyumu yakala" Bu uyum icine tum evren dahildir, ve hatta bir inancin varsa Tanri da dahildir... (ve Tanriyla yaptigin tartismalarin ya da isyanlarin…)
Peki bunu ne sekilde saglar sana diye sorarsan, yollari cok cesitli; “karanlik bir odada oturmak ve mum yakmaktan” kast ettigimiz meditasyonsa bu, yollardan sadece bir tanesi - ve tek yol degil... aslinda yapilan tum uygulamalar - duruslar, nefes calismalari, konsantrasyon calismalari, ve hatta tum yasamimiz bizim icin bir yontem olabilir – ve bunun icinde yoga bize bir tek seyi ogutler, her ne yapiyorsan yap "farkinda olarak yap" - kendini kaybetme ve gozlemle. Gozlemledigin ve kendin dahil olmak uzere herseye disaridan bakabildigin - yani olayla olay, kisiyle kisi- olmadigin surece, "farkindaligin" yuksek demektir...
umarim biraz olsun aciklayici olmustur...
Selamlar,
Anu.
çocukluğumdan beri olan bir durum. inanma ihtiyacından bir türlü sıyıramadım kendimi. herkesin inandığı ortak birşeye inanmak dinleri araştırdım. hiçbirinde aradığım iç huzuru yakalayamadım. aradığım mantığımın oturduğu birşeye inanmak ve o şekilde ibadet edebilmek.
bunun için mum, müzik ve ışık ayarı loş olan bir ortamda tek başıma kalıp düşünüp kendimce dua ediyor ve yaratıcı olduğuna inanmak istediğim Tanrı'yla konuşuyorum ama bunu yaparken çok dağılıyorum. o kadar çok konu ve kabullenmekte zorlandığım olay var ki bunları düşünürken rahatlamak yerine hem yoruluyor hem de çok zaman kaybediyorum.”
Merhaba,
yoga bize dusunceyi durdurmayi degil dusunce ile bir olmamayi ogretir... Eger aklina negatif bir dusunce geliyorsa, birak aksin gitsin, eger pozitif bir dusunce geliyorsa, birak o da aksin gitsin.
Yoga, kisiyi (kor) inanc noktasindan bilmeye ve bildigi icin kabul etmeye goturmektedir. Tum metinlerin bize soyledigi budur, "Tat Tvam Asi" - "Sen O'sun" sozu nihai olarak kisinin kavrayacagi noktadir.
Bu nedenle, yoga senden ibadet etmeni istemez, bir Tanriya inanmani talep etmez ve bununla ilgilenmez- bunlar kisinin icinde varsa yapacagi, yoksa yapmayacagi seylerdir ve yoga felsefesine gore yapanin yapmayandan bir farki yoktur, bunu yapmak veya yapmamak kisiye yaptigi yoga calismasinda bir ayricalik kazandirmaz.
Yoga felsefesin senin sadece var olmani ister - cok basit belki ama bir o kadar da zor. Ve der ki "oyle bir sekilde var ol ki, kendin dahil hersey ile uyumu yakala" Bu uyum icine tum evren dahildir, ve hatta bir inancin varsa Tanri da dahildir... (ve Tanriyla yaptigin tartismalarin ya da isyanlarin…)
Peki bunu ne sekilde saglar sana diye sorarsan, yollari cok cesitli; “karanlik bir odada oturmak ve mum yakmaktan” kast ettigimiz meditasyonsa bu, yollardan sadece bir tanesi - ve tek yol degil... aslinda yapilan tum uygulamalar - duruslar, nefes calismalari, konsantrasyon calismalari, ve hatta tum yasamimiz bizim icin bir yontem olabilir – ve bunun icinde yoga bize bir tek seyi ogutler, her ne yapiyorsan yap "farkinda olarak yap" - kendini kaybetme ve gozlemle. Gozlemledigin ve kendin dahil olmak uzere herseye disaridan bakabildigin - yani olayla olay, kisiyle kisi- olmadigin surece, "farkindaligin" yuksek demektir...
umarim biraz olsun aciklayici olmustur...
Selamlar,
Anu.
Etiketler:
genel bilgiler
Yoga'ya Yeni Başlamak İsteyenlere Tavsiyeler
Merhaba,
bir kac kez ayni soru geldigi icin, yeni baslayacak olan ve guru arayisinda olan kisilere bir kac onerim olacak.
1. Herkes kendisinden mesuldur: Bu, olmazsa olmaz birinci kuralimiz. Lutfen bunu aklimizdan cikarmayalim, cunku herkes nihayetinde kendinden sorumludur. Bu yaptiginiz yoga duruslari icin de gecerlidir - eger "hoca"niz sizi asiri zorladiysa ve siz bedeninizi degil de "hocanizi" dinlediyseniz ve gunun birinde sakatlandiysaniz, o sakatlikla SIZ ugrasacaksiniz,hocaniz size olsa olsa gecmis olsun diye cicek gonderir. Ayni sekilde, yaptiginiz meditasyon, yoga adi altinda kabul ettiginiz felsefi gorusler (ya da reddettiginiz gorusler), vs herseyde herkes kendisinden mesuldur, lutfen kendinize karsi olan sorumlulugunuzu baskasina delege etmeye calismayin ve size ters gelen bir sey varsa bunu korlemesine kabul etmeyin.
2. Gercekten bir hocaniz olsun istiyor musunuz sorusunu kendinize sorun. Belki de hazir degilsiniz. Gercekten bir hocanizin olmasi kabul ve test etmeniz gereken bir cok seyi beraberinde getirir;
(a) hocanizin sizden ustunlugunu kabul etmelisiniz: bu belki de asilmasi en zor sinavdir, ozellikle de bati sisteminde yetistirildigimiz ve bilgi sahibi olmadigimiz bir cok konuda fikir sahibi olmanin normal karsilandigi bir toplumda olmamizdan oturu... Bu soyledigim, yukarida yazdigim birinci madde ile celismez, cunku hocanizla anlasamadiginiz noktalarda tartisabilirsiniz, sorular sorabilirsiniz ama ahkam kesmezsiniz ! Yani, bir soru sorup aslinda sizin vermenizi istedigi cevabi vermesini bekleyip, vermediginde de bu cevabi alana kadar lafi dondurup durmazsiniz... Ya da gercekten sahsi fikriniz olan bir seyin evrensel dogrulugunda diretmezsiniz... Dusunun ki o kisiyi *hoca* olarak sectiniz, eger sizin kadar bilseydi (ya da biliyorsa) o zaman hocaniz olamaz (olmamali da). Eger bildigi sizden fazla degilse, veya deneyimleri ile degil de, sadece mantik yuruterek kendi hayat tecrubelerini "herhalde boyledir" diyerek size aktariyorsa, hocanizi ne kadar dogru sectiginizi sorgulamakta fayda var.
(b) zihninizi acik tutmalisiniz: hocanizin size verdigi bilgiyi hazmadebilmeniz icin, zihninizi bosaltmaniz gerekir. Eger o gune kadar okudugunuz kitaplar, duydugunuz seminerler vs ile hocanizin karsisina gecerseniz, soylediklerini duymak yerine, sadece kendi istediginiz kelimeleri sozlerinin arasindan secersiniz ve bunun size fazla bir faydasi olmaz. Burada onerim, gercekten zihninizi bosaltip, sanki yoga hakkinda ilk kez bir sohbete katiliyormuscasina bos bir zihinle hocaniza gitmektir.
(c) Hocanizin gecmisi geleceginizi gosterir. hocanizin bu gunku durumu, sizin ornegin 10 yıl sonraki halinizi gosterir. Bu kisiye bakin ve kendinize durust bir sekilde sorun, "boyle biri olmak istiyor muyum?". Bugune kadar yaptiklarina, kisiligine, arkadas cevresine, vs bakarak da hocaniz (kendisi & cevresi ile uyumu) hakkinda oldukca fazla bilgiyi rahatlikla alabilrisiniz ve bu bilgi sizi yaniltmaz.
Sadece karizmatik oldugu, iyi bir konusmaci oldugu, sonu gelmez
vaatlerde bulundugu vs icin bir kisinin pesinden gitmek alabileceginiz en buyuk risktir ve sonunun husranla bitmesi de kacinilmazdir.
(d) Hocanizin kendisi de bir ogrenci mi? bir "guru"nun (isik veren, aydinlatan kisinin) ne tarz bir kisi olmasi gerektigini daha onceleri cok konustuk, tartistik - bu nedenle bir guru'nun sahip olması gereken özelliklere tekrar girmiyorum. Ancak "hocalara" gelince; hocam dediginiz kisinin size verdigi ogretisinin oncelikle kendisi tarafindan uygulandigindan emin olun. Eger, kendisi hic bir sekilde uygulamiyorsa ve sadece ogretisi sizin (ve varsa diger ogrencileri) icin varsa - yani kendi bir ogrenci olmayi unutup, ogretmenlige kendini coktan kaptirmissa- dogru kisiyi sectiginiz konusunu tekrar sorgulayin.
(d) Hocanizin sozleri ozgun mu ve evrensel mi?: hocaniz neleri ogretiyor? bu ogrettiklerinin kaynagi nedir - kendi kisisel fikrini mi soyluyor yoksa soyledikleri metinlerle uyumlu mu? Raghuramji, "bilgi bize ait degildir, biz bilgiye aidizdir" der. Bilgi evrensel olarak kabul edilebilir olmalidir. Burada soyle bir tuzak var, bazi hocalar "kitap okumama gerek yok, bana blgi evrensel olarak akiyor" derler. Bu, eger dogruysa, saygi duyulmasi gereken bir konudur elbette ama hocanin soylediginin dogrulugunu mutlaka metinlerle test edin, eger metinler bir seyi soyluyor - hocaniz aksini iddia ediyorsa, hangi bilginin nereden aktigini sorgulamakta fayda vardir.
Diger yandan, kitaplari yutmus bir kisi de eger kendi deneyimini size aktardigi bilgiye katamiyorsa (ya da daha da fecisi boyle bir
deneyimi yoksa), sadece "konusan bir kitap"tir. Bu durumda, kendisinin okudugu kitaplarin bir listesini isteyip sahsen kisinin okumasi, hocanin naklederken satir atlamasi ihtimaline karsi daha emin bir yoldur, boylece kitaplari bastan sona okumus olursunuz. Kisacasi, hocanizin verdigi bilginin evrensel ama ozgun olmasina dikkat edin.
(e) Herkes ayni hocayi secmek zorunda degildir, kisiye hitap edecek olan hoca, kisiye ozeldir, ancak secilen hocanin mutlaka yukarida saydigimiz kriterlere uymasi gereklidir. Ornegin Raghuramji benim hocamdir, gurumdur, ama benim onda gordugum isigi siz kendisiyle karsilastiginda goremeyebilirsiniz - bu onun degerini azaltmayacagi gibi, benim yanlis yaptigim ya da onun ogretisini takip etmemekle sizin yalis yapacaginiz anlamina gelmez...
3. Ogrenci hazir oldugunda hoca ortaya cikacaktir. Bu soze inanin. Hem de gonulden. Gurunuz siz tum hayatiniz boyunca hicbir sey yapmazken durup dururken bir gun kapida "tanri misafiri olarak" belirip size "ogrencim olur musun" gibi bir soru yoneltmeyeceginden, Guru bulana kadar ogrenci cabalamalidir. Kisinin caba gostermesi sokak sokak gezerek guru aramasi degil, o gun gelene dek kendisini egitmesidir! Bunu kitap okuyarak, arastirarak, meditasyon yaparak,evrensel degerler ustune vakit harcayarak/dusunerek, vs yapar... Ogrenci kendini hazirlar, cunku gurunun ne zaman cikacagini ve ne sekilde ortaya cikacagini bilemez, bazen dogru kisiye soracaginiz tek bir soru onun sizi ogrencisi olarak kabul etmesi icin yeterli olacaktir... Burada ogrencinin sectigi yontemden cok cabasi ve gurunun gelecegine olan inanci onemlidir - ve evet belki inanmasi zor (ama benim tecrubem de ayni sekilde oldugu icin rahatca soyluyorum), gercekten de en umidinizi kestiginiz anda gurunuz karsiniza cikacaktir - ustelik de bu son anda ortaya cikmasi icin ozellikle siz bir sey yapmasanizda...! o sizin icin orada olacaktir. Buna lutfen gonulden inanin.
4. Bir baslangic yapin. Baslamanin dogrusu yanlisi yoktur - bir yerden baslayin - ama lutfen cabuk hukum vermeyin, onyargili olmayin, hemen sonuclara varmayin. Hangi yoga merkezine gittiginiz onemli degildir, yeter ki kisa zamanda ve tanimadan o yerin/kisinin fanatigi haline gelmeyin, her zaman acik bir kapi birakin. Farkli yoga okullari deneyin, evde kendiniz yapin, arkadaslariniza yaptirin... Burada olanin orada oldugunu hatirlayin. birinde olanin herkeste oldugunu hatirlayin. Farkli bir *enerjisi* oldugunu varsaydiginiz icin, bir yere/kisiye gitmeyin - cunku hatirlayin ki o enerjiyi yaratan sizsiniz ve kendi bulundugunuz herhangi bir otamda da bu ortami yaratabilrisiniz.
5. Amaciniz nedir? Yoga yapmaya neden basladiniz veya neden baslayacaksiniz? Kendinize karsi durust olun, ve hatta bunlaribir deftere not edin / gunluk tutun. Guc arayisi icinde misiniz, huzur mu ariyorsunuz, toplumda aykiri olmak istiyorsunuz ve yoga da size bunu verebilir gibi mi geldi, yoga sizin icin hayattan bir kacis mi, kisisel bir tatmin mi, aydinlanma mi... sizi yogaya ceken temel sebep nedir? Eger bunu kendinize itiraf edebilirseniz, secimlerinize karsi da daha objektif olacaginiz icin, cok fazla yol katedeceksiniz.
Bu arada bir not; Turkiye'de guru kelimesi yerine "hoca" kelimesi
genel olarak kullanildigi icin, ben de metnin bir cok yerinde bu kelimeyi tercih ettim, elbette bu kelimeyi tercih etmemdeki bir diger sebep de her bir "hoca"nin guru olmamasidir.
Selamlar, sevgiler,
Anu.
bir kac kez ayni soru geldigi icin, yeni baslayacak olan ve guru arayisinda olan kisilere bir kac onerim olacak.
1. Herkes kendisinden mesuldur: Bu, olmazsa olmaz birinci kuralimiz. Lutfen bunu aklimizdan cikarmayalim, cunku herkes nihayetinde kendinden sorumludur. Bu yaptiginiz yoga duruslari icin de gecerlidir - eger "hoca"niz sizi asiri zorladiysa ve siz bedeninizi degil de "hocanizi" dinlediyseniz ve gunun birinde sakatlandiysaniz, o sakatlikla SIZ ugrasacaksiniz,hocaniz size olsa olsa gecmis olsun diye cicek gonderir. Ayni sekilde, yaptiginiz meditasyon, yoga adi altinda kabul ettiginiz felsefi gorusler (ya da reddettiginiz gorusler), vs herseyde herkes kendisinden mesuldur, lutfen kendinize karsi olan sorumlulugunuzu baskasina delege etmeye calismayin ve size ters gelen bir sey varsa bunu korlemesine kabul etmeyin.
2. Gercekten bir hocaniz olsun istiyor musunuz sorusunu kendinize sorun. Belki de hazir degilsiniz. Gercekten bir hocanizin olmasi kabul ve test etmeniz gereken bir cok seyi beraberinde getirir;
(a) hocanizin sizden ustunlugunu kabul etmelisiniz: bu belki de asilmasi en zor sinavdir, ozellikle de bati sisteminde yetistirildigimiz ve bilgi sahibi olmadigimiz bir cok konuda fikir sahibi olmanin normal karsilandigi bir toplumda olmamizdan oturu... Bu soyledigim, yukarida yazdigim birinci madde ile celismez, cunku hocanizla anlasamadiginiz noktalarda tartisabilirsiniz, sorular sorabilirsiniz ama ahkam kesmezsiniz ! Yani, bir soru sorup aslinda sizin vermenizi istedigi cevabi vermesini bekleyip, vermediginde de bu cevabi alana kadar lafi dondurup durmazsiniz... Ya da gercekten sahsi fikriniz olan bir seyin evrensel dogrulugunda diretmezsiniz... Dusunun ki o kisiyi *hoca* olarak sectiniz, eger sizin kadar bilseydi (ya da biliyorsa) o zaman hocaniz olamaz (olmamali da). Eger bildigi sizden fazla degilse, veya deneyimleri ile degil de, sadece mantik yuruterek kendi hayat tecrubelerini "herhalde boyledir" diyerek size aktariyorsa, hocanizi ne kadar dogru sectiginizi sorgulamakta fayda var.
(b) zihninizi acik tutmalisiniz: hocanizin size verdigi bilgiyi hazmadebilmeniz icin, zihninizi bosaltmaniz gerekir. Eger o gune kadar okudugunuz kitaplar, duydugunuz seminerler vs ile hocanizin karsisina gecerseniz, soylediklerini duymak yerine, sadece kendi istediginiz kelimeleri sozlerinin arasindan secersiniz ve bunun size fazla bir faydasi olmaz. Burada onerim, gercekten zihninizi bosaltip, sanki yoga hakkinda ilk kez bir sohbete katiliyormuscasina bos bir zihinle hocaniza gitmektir.
(c) Hocanizin gecmisi geleceginizi gosterir. hocanizin bu gunku durumu, sizin ornegin 10 yıl sonraki halinizi gosterir. Bu kisiye bakin ve kendinize durust bir sekilde sorun, "boyle biri olmak istiyor muyum?". Bugune kadar yaptiklarina, kisiligine, arkadas cevresine, vs bakarak da hocaniz (kendisi & cevresi ile uyumu) hakkinda oldukca fazla bilgiyi
Sadece karizmatik oldugu, iyi bir konusmaci oldugu, sonu gelmez
vaatlerde bulundugu vs icin bir kisinin pesinden gitmek alabileceginiz en buyuk risktir ve sonunun husranla bitmesi de kacinilmazdir.
(d) Hocanizin kendisi de bir ogrenci mi? bir "guru"nun (isik veren, aydinlatan kisinin) ne tarz bir kisi olmasi gerektigini daha onceleri cok konustuk, tartistik - bu nedenle bir guru'nun sahip olması gereken özelliklere tekrar girmiyorum. Ancak "hocalara" gelince; hocam dediginiz kisinin size verdigi ogretisinin oncelikle kendisi tarafindan uygulandigindan emin olun. Eger, kendisi hic bir sekilde uygulamiyorsa ve sadece ogretisi sizin (ve varsa diger ogrencileri) icin varsa - yani kendi bir ogrenci olmayi unutup, ogretmenlige kendini coktan kaptirmissa- dogru kisiyi sectiginiz konusunu tekrar sorgulayin.
(d) Hocanizin sozleri ozgun mu ve evrensel mi?: hocaniz neleri ogretiyor? bu ogrettiklerinin kaynagi nedir - kendi kisisel fikrini mi soyluyor yoksa soyledikleri metinlerle uyumlu mu? Raghuramji, "bilgi bize ait degildir, biz bilgiye aidizdir" der. Bilgi evrensel olarak kabul edilebilir olmalidir. Burada soyle bir tuzak var, bazi hocalar "kitap okumama gerek yok, bana blgi evrensel olarak akiyor" derler. Bu, eger dogruysa, saygi duyulmasi gereken bir konudur elbette ama hocanin soylediginin dogrulugunu mutlaka metinlerle test edin, eger metinler bir seyi soyluyor - hocaniz aksini iddia ediyorsa, hangi bilginin nereden aktigini sorgulamakta fayda vardir.
Diger yandan, kitaplari yutmus bir kisi de eger kendi deneyimini size aktardigi bilgiye katamiyorsa (ya da daha da fecisi boyle bir
deneyimi yoksa), sadece "konusan bir kitap"tir. Bu durumda, kendisinin okudugu kitaplarin bir listesini isteyip sahsen kisinin okumasi, hocanin naklederken satir atlamasi ihtimaline karsi daha emin bir yoldur, boylece kitaplari bastan sona okumus olursunuz. Kisacasi, hocanizin verdigi bilginin evrensel ama ozgun olmasina dikkat edin.
(e) Herkes ayni hocayi secmek zorunda degildir, kisiye hitap edecek olan hoca, kisiye ozeldir, ancak secilen hocanin mutlaka yukarida saydigimiz kriterlere uymasi gereklidir. Ornegin Raghuramji benim hocamdir, gurumdur, ama benim onda gordugum isigi siz kendisiyle karsilastiginda goremeyebilirsiniz - bu onun degerini azaltmayacagi gibi, benim yanlis yaptigim ya da onun ogretisini takip etmemekle sizin yalis yapacaginiz anlamina gelmez...
3. Ogrenci hazir oldugunda hoca ortaya cikacaktir. Bu soze inanin. Hem de gonulden. Gurunuz siz tum hayatiniz boyunca hicbir sey yapmazken durup dururken bir gun kapida "tanri misafiri olarak" belirip size "ogrencim olur musun" gibi bir soru yoneltmeyeceginden, Guru bulana kadar ogrenci cabalamalidir. Kisinin caba gostermesi sokak sokak gezerek guru aramasi degil, o gun gelene dek kendisini egitmesidir! Bunu kitap okuyarak, arastirarak, meditasyon yaparak,evrensel degerler ustune vakit harcayarak/dusunerek, vs yapar... Ogrenci kendini hazirlar, cunku gurunun ne zaman cikacagini ve ne sekilde ortaya cikacagini bilemez, bazen dogru kisiye soracaginiz tek bir soru onun sizi ogrencisi olarak kabul etmesi icin yeterli olacaktir... Burada ogrencinin sectigi yontemden cok cabasi ve gurunun gelecegine olan inanci onemlidir - ve evet belki inanmasi zor (ama benim tecrubem de ayni sekilde oldugu icin rahatca soyluyorum), gercekten de en umidinizi kestiginiz anda gurunuz karsiniza cikacaktir - ustelik de bu son anda ortaya cikmasi icin ozellikle siz bir sey yapmasanizda...! o sizin icin orada olacaktir. Buna lutfen gonulden inanin.
4. Bir baslangic yapin. Baslamanin dogrusu yanlisi yoktur - bir yerden baslayin - ama lutfen cabuk hukum vermeyin, onyargili olmayin, hemen sonuclara varmayin. Hangi yoga merkezine gittiginiz onemli degildir, yeter ki kisa zamanda ve tanimadan o yerin/kisinin fanatigi haline gelmeyin, her zaman acik bir kapi birakin. Farkli yoga okullari deneyin, evde kendiniz yapin, arkadaslariniza yaptirin... Burada olanin orada oldugunu hatirlayin. birinde olanin herkeste oldugunu hatirlayin. Farkli bir *enerjisi* oldugunu varsaydiginiz icin, bir yere/kisiye gitmeyin - cunku hatirlayin ki o enerjiyi yaratan sizsiniz ve kendi bulundugunuz herhangi bir otamda da bu ortami yaratabilrisiniz.
5. Amaciniz nedir? Yoga yapmaya neden basladiniz veya neden baslayacaksiniz? Kendinize karsi durust olun, ve hatta bunlaribir deftere not edin / gunluk tutun. Guc arayisi icinde misiniz, huzur mu ariyorsunuz, toplumda aykiri olmak istiyorsunuz ve yoga da size bunu verebilir gibi mi geldi, yoga sizin icin hayattan bir kacis mi, kisisel bir tatmin mi, aydinlanma mi... sizi yogaya ceken temel sebep nedir? Eger bunu kendinize itiraf edebilirseniz, secimlerinize karsi da daha objektif olacaginiz icin, cok fazla yol katedeceksiniz.
Bu arada bir not; Turkiye'de guru kelimesi yerine "hoca" kelimesi
genel olarak kullanildigi icin, ben de metnin bir cok yerinde bu kelimeyi tercih ettim, elbette bu kelimeyi tercih etmemdeki bir diger sebep de her bir "hoca"nin guru olmamasidir.
Selamlar, sevgiler,
Anu.
Etiketler:
genel bilgiler
Affetmek Üzerine
"benim sorunlarımın en buyugu yapılan hataları bi turlu affedemem ve unutamam bu hataları ister ben ister baskası yapsın unutamıyorum yani kendi huzurumu kendim kacırıyorum.gelmek istedigim nokta su; artık yatagıma yattıgımda pismanlık yada ofke hissetmek istemiyorum. Ne yapabilirim?"
Merhaba,
Bilmeni isterim ki, hepimiz benzer duygularla bas etmeye calisiyoruz. Oncelikle durumu tespit edelim; kisi sadece kotu bir durumla karsilastigi zaman, buna tepki gosterir; bunun temel sebebi kisinin basina gelen guzel seyleri zaten hak etmis olduguna inanmasidir. Tum yasam guzel yolunda giderken, kisi kendisine haksizlik edildigini dusunmez, sadece bir seyler kotu gittigi zaman bu hissiyata kapilir, cunku kendisinin daha iyisini hak ettigini dusunur. Kisacasi, kisi eger kendisinin veya baskasinin yaptigi hatalari kabul etmekte zorlaniyorsa, bunun sebebi egodur, cunku egodan ve kendisine verdigi asiri onemden dolayi kisi <"bana" bunu nasil yaparlar>, <"ben" bunu nasil yapabildim> gibi dusuncelere kapilir.
Bu histen kurtulmanin birinci yolu, kisinin "affetmesidir" denir. Eger bunu nasil basarabilirim diye sorarsaniz, en basit ornegi yine kendi yasamlarimizdan verebiliriz; hayatta en cok sevdiginiz kisiyi dusunun ve bu kisi size bir tokat attiginda verdiginiz tepkiyi - ona karsi olan duygularinizi, ve hatta bu kisi sizden gelip ozur dilediginde verdiginiz tepkiyi ve hislerinizi... Ayni tokadi *nefret ettiginiz* bir kisi atsaydi, ayni sekilde mi davranirdiniz? elbette hayir, bu kisiyi affetmeniz oldukca zor olurdu. hayatimizda sevgi ve sefkat duydugumuz tum kisi ve olaylarda, affetme yetenegimiz vardir, demek ki bu ozellik "dogamizda" mevcuttur, yapmamiz gereken tek sey bu ozelligi gostermedigimiz diger kisi ve olaylara da yaymaktir -yani kimse umitsiz degildir!
Eger kisi kendini ve cevresindekileri bagislamayi basarabilirse, egosunu yenmede buyuk bir adim atmis sayilir, ancak bu yeterli degildir. Bagislamakta cok süptil olmakla birlikte ego gizlidir. Dusunursek, bagislarken aklimiz soyle calismaya baslar:
<"bana" bunu yapmis olabilirsin, ama "ben" o kadar iyiyim
(egitimliyim/ kendime hakimim/ vs) ki, seni/ (ve hatta kendimi bile) bagislayabiliyorum.>
Bu nedenle, bir adim ileri devam etmemiz gerekir, ve bu da "kabul etme"dir.
Ornegin, tokadi atan kisinin kendi cocugunuz oldugunu dusunun. Bir anne, cocugu ona tokat atsa bile bir an icin onun kotulugunu istemeyecek ve uzuntusunden kahrolmak disinda cocugu icin lanetler savurmayacaktir. Cunku bir annenin yapabildigi ve belki de cocuk sahibi olarak ogrendigi en onemli sey, cocugunu kabul etmektir. Belki bir sure isyan edecek, surat asacak, kizacak ama bir sure sonra onu oldugu gibi kabul edecek ve yine bagrina basacaktir. Iste ogrenmemiz gereken sey, bu annenin cocuguna duydugu kabullenmeyi cevremize yansitmak...
Kendimizi, cevremizi, evreni oldugu gibi kabul etmek! Soylemesi kolay ama yapmasi bir o kadar zor bir sey. Eger bunu basarabilirsek, bir annenin cocugu icin besledigi temiz duygulari kendimiz, cevremiz ve tum evren icin hissetmemiz olasi. Iste yogada karsiliksiz ve kosulsuz sevgiden kast edilen de kabullenmenin dogasindan dogan bu sevgidir, o an bunu basaran kisi icin iyi/kotu, sicak/soguk, asagisi/yukarisi gibi kavramlar kalmayacaktir.
Selamlar, sevgiler,
Anu.
Merhaba,
Bilmeni isterim ki, hepimiz benzer duygularla bas etmeye calisiyoruz. Oncelikle durumu tespit edelim; kisi sadece kotu bir durumla karsilastigi zaman, buna tepki gosterir; bunun temel sebebi kisinin basina gelen guzel seyleri zaten hak etmis olduguna inanmasidir. Tum yasam guzel yolunda giderken, kisi kendisine haksizlik edildigini dusunmez, sadece bir seyler kotu gittigi zaman bu hissiyata kapilir, cunku kendisinin daha iyisini hak ettigini dusunur. Kisacasi, kisi eger kendisinin veya baskasinin yaptigi hatalari kabul etmekte zorlaniyorsa, bunun sebebi egodur, cunku egodan ve kendisine verdigi asiri onemden dolayi kisi <"bana" bunu nasil yaparlar>, <"ben" bunu nasil yapabildim> gibi dusuncelere kapilir.
Bu histen kurtulmanin birinci yolu, kisinin "affetmesidir" denir. Eger bunu nasil basarabilirim diye sorarsaniz, en basit ornegi yine kendi yasamlarimizdan verebiliriz; hayatta en cok sevdiginiz kisiyi dusunun ve bu kisi size bir tokat attiginda verdiginiz tepkiyi - ona karsi olan duygularinizi, ve hatta bu kisi sizden gelip ozur dilediginde verdiginiz tepkiyi ve hislerinizi... Ayni tokadi *nefret ettiginiz* bir kisi atsaydi, ayni sekilde mi davranirdiniz? elbette hayir, bu kisiyi affetmeniz oldukca zor olurdu. hayatimizda sevgi ve sefkat duydugumuz tum kisi ve olaylarda, affetme yetenegimiz vardir, demek ki bu ozellik "dogamizda" mevcuttur, yapmamiz gereken tek sey bu ozelligi gostermedigimiz diger kisi ve olaylara da yaymaktir -yani kimse umitsiz degildir!
Eger kisi kendini ve cevresindekileri bagislamayi basarabilirse, egosunu yenmede buyuk bir adim atmis sayilir, ancak bu yeterli degildir. Bagislamakta cok süptil olmakla birlikte ego gizlidir. Dusunursek, bagislarken aklimiz soyle calismaya baslar:
<"bana" bunu yapmis olabilirsin, ama "ben" o kadar iyiyim
(egitimliyim/ kendime hakimim/ vs) ki, seni/ (ve hatta kendimi bile) bagislayabiliyorum.>
Bu nedenle, bir adim ileri devam etmemiz gerekir, ve bu da "kabul etme"dir.
Ornegin, tokadi atan kisinin kendi cocugunuz oldugunu dusunun. Bir anne, cocugu ona tokat atsa bile bir an icin onun kotulugunu istemeyecek ve uzuntusunden kahrolmak disinda cocugu icin lanetler savurmayacaktir. Cunku bir annenin yapabildigi ve belki de cocuk sahibi olarak ogrendigi en onemli sey, cocugunu kabul etmektir. Belki bir sure isyan edecek, surat asacak, kizacak ama bir sure sonra onu oldugu gibi kabul edecek ve yine bagrina basacaktir. Iste ogrenmemiz gereken sey, bu annenin cocuguna duydugu kabullenmeyi cevremize yansitmak...
Kendimizi, cevremizi, evreni oldugu gibi kabul etmek! Soylemesi kolay ama yapmasi bir o kadar zor bir sey. Eger bunu basarabilirsek, bir annenin cocugu icin besledigi temiz duygulari kendimiz, cevremiz ve tum evren icin hissetmemiz olasi. Iste yogada karsiliksiz ve kosulsuz sevgiden kast edilen de kabullenmenin dogasindan dogan bu sevgidir, o an bunu basaran kisi icin iyi/kotu, sicak/soguk, asagisi/yukarisi gibi kavramlar kalmayacaktir.
Selamlar, sevgiler,
Anu.
Etiketler:
bhakti yoga,
genel bilgiler
Yoga ve Reiki
Merhaba,
Yoga felsefesine gore, yasam gucunun adi Prana'dir, reiki de yoga felsefesine gore bu yasam gucudur ve prananin yonlendirilmesinden baska bir sey degildir.
Yoga yapan bir kisinin, yaptigi yogun konsantrasyon ve meditasyon calismalarindan dolayi, prana seviyesinde olan hassasiyeti fazladir. Ayrica,yoga gorusune gore, bu yasam enerjisi herkese aciktir, ve herkes istedigi gibi kullanabilir, eger yoga calismalari yapar ve paralel olarak sifa calismalari yaparsaniz (reiki veya baska herhangi bir calisma), daha saf ve rezonansiniz bu enerjilerle daha uyumlu olacagindan, daha fazla verim alabilirsiniz diyebiliriz.
Ancak burada rezonansı ve uyumu lutfen yanlis anlamayalim; burada mistik herhangi bir ozel titresimden ziyade, kisinin konsantrasyon ve odaginin bu konu uzerine yogunlasmasindan bahsediyoruz. Kisi dikkatini nereye yogunlastirirsa, o konuda uzman olacaktir; tıpkı bir ogrencinin universite sınavlarına hazırlanırken yogun bir dikkat ile samimiyetle gununun buyuk bir bolumunu sinava hazirlanarak gecirdiginde, basarili olmasi kesin iken; yoga calismasi, reiki, vb tum spiritüel konulara her gun vaktinin en az 2-3 saatini ayiran bir kisinin de spirituel konular uzerine digerlerine gore daha fazla acilim yasamasi (tefekkurler sorularina cevaplar bulmasi, vs) dogaldir. yani, yapilan tum calismalar birer kilometre tasidir, ve yapilan hic bir calisma samimi oldugu surece bosa gitmemektedir.
Selamlar, sevgiler,
Anu.
Yoga felsefesine gore, yasam gucunun adi Prana'dir, reiki de yoga felsefesine gore bu yasam gucudur ve prananin yonlendirilmesinden baska bir sey degildir.
Yoga yapan bir kisinin, yaptigi yogun konsantrasyon ve meditasyon calismalarindan dolayi, prana seviyesinde olan hassasiyeti fazladir. Ayrica,yoga gorusune gore, bu yasam enerjisi herkese aciktir, ve herkes istedigi gibi kullanabilir, eger yoga calismalari yapar ve paralel olarak sifa calismalari yaparsaniz (reiki veya baska herhangi bir calisma), daha saf ve rezonansiniz bu enerjilerle daha uyumlu olacagindan, daha fazla verim alabilirsiniz diyebiliriz.
Ancak burada rezonansı ve uyumu lutfen yanlis anlamayalim; burada mistik herhangi bir ozel titresimden ziyade, kisinin konsantrasyon ve odaginin bu konu uzerine yogunlasmasindan bahsediyoruz. Kisi dikkatini nereye yogunlastirirsa, o konuda uzman olacaktir; tıpkı bir ogrencinin universite sınavlarına hazırlanırken yogun bir dikkat ile samimiyetle gununun buyuk bir bolumunu sinava hazirlanarak gecirdiginde, basarili olmasi kesin iken; yoga calismasi, reiki, vb tum spiritüel konulara her gun vaktinin en az 2-3 saatini ayiran bir kisinin de spirituel konular uzerine digerlerine gore daha fazla acilim yasamasi (tefekkurler sorularina cevaplar bulmasi, vs) dogaldir. yani, yapilan tum calismalar birer kilometre tasidir, ve yapilan hic bir calisma samimi oldugu surece bosa gitmemektedir.
Selamlar, sevgiler,
Anu.
Etiketler:
genel bilgiler
Yoga ve Ticaret
yoganın bir ticaret haline dönüştüğüne ilişkin gruba gelen bir mesaj üzerine....
Merhaba.
Yoga'dan herkesin para kazanmaya baslamis olmasi cok dogru...Ama burada belki biraz daha esnek olmali, ne dersin?
Yoga egitmenlerinin ders vermelerini istiyorsak, bu kisilerin de gecimlerini saglamalari gerektigini anlayisla kariliyor olmamiz gerekiyor, eger ortada verilen bir emek varsa, bunun karsiligini istemenin de herhangi bir sakincasi yok. Karsiligini istememek ve yapilan fiili "karma yoga" olarak bir servis olarak gormek de bir alternatif ama bu alternatife karar vermek yoga egitmeninin insiyatifidir ve zorla kabul ettirilemez. (diger yandan bu isi karma yoga olarak yapan bir kisinin yaptirdigi yoga'nin, yaptirdigi 1 saatlik yoga dersi icin para alan kisiden daha ustun oldugunu soylemek ne kadar dogru tatismakta fayda var)
Eger yogayi sadece "karma yoga" olarak yaptirmaya kisileri zorlarsak, en buyuk risk, bir sure sonra yoga egitmenligi "sadece cebinde parasi olan ve para kazanmaya ihtiyac duymayacak bir zengin ugrasi" haline gelmesidir.
Elbette sanasu noktada katiliyorum, diger yandan, kisi yaptirdigi yoga uygulamalarinin bir kismini en azindan ucretsiz yaptirabilecek yurege sahip olmalidir, bu kisideki amator ruhu koruyacaktir.
Peki ya yoga'da guru diye adlandirdigimiz kisiler..? Raghuramji'ye Brahmin sinifi ve para kazanmayi sordugumda bir gun bana su cevabi verdi, kendi kelimelerimle aktariyorum.
Eski Hindistanda Brahmin (dusunur) sinifi calismaz, sadece kendini derin dusuncelere ve ogrenmeye adardi. Toplumun zihinsel ve dusunce anlaminda gelisimi de bu kisilerden sorulurdu. Tipki kşatriya sinifinin toplumun korunmasindan sorumlu olmasi ya da Vaisnava sinifinin ticaretten sorumlu olmasi gibi, herkes belli bir gorev dagilimi icinde kendi dogasina uyan isini yapardi. Bu donemde, kendini yogaya vermek isteyen kisi, Brahmin sinifindan bir kisiye gider ve ucretsiz ders alirdi, ama bir farkla; Brahmin sinifindaki bu kisilerin de tum ihtiyaclarini karsilamak toplumun sorumlulugundaydi ve bu kisilerin herhangi bir sey istemelerine gerek olmadan zaten ihtiyac duyduklari seyler kendilerine verilirdi, tipki toplumun ogrenme ihtiyacini karsilama sorululugunun Brahmin'in sorumlulugu olmasi gibi...
Ornegin bir brahmin evlenmeye karar verdiginde (tum brahminler bekar kalmazlar), evin hazirlanmasindan dugunun yapilmasina kadar her tur detaydan o gunku kral vs sorumlu olurdu. Yani birakin brahminlerin bir sey istemesine gerek olmasini, zaten istekleri daha olusmadan
hizmetlerinde olurdu.
Ancak gunumuze baktigimzda ise sunu goruyoruz, toplum birakalim Brahminlere bir sey verme sorumluluguna sahip olduklarini dusunmek (ya da hatirlamak) bir yana, Brahmin'leri para istemeye mecbur birakiyor, daha sonra da (temel ihtiyaclarini karsilamak icin) para istedikleri icin bu kisileri sucluyor.
Iste kali yuga dedigimiz demir cag boyle; kisilerdeki dogru
anlayisin, net goruslerin, dogru ve yanlis arasindaki sinirlarin gercekten karistigi cagdayiz... kabul etmek gerek.
Selamlar,
Anu.
Merhaba.
Yoga'dan herkesin para kazanmaya baslamis olmasi cok dogru...Ama burada belki biraz daha esnek olmali, ne dersin?
Yoga egitmenlerinin ders vermelerini istiyorsak, bu kisilerin de gecimlerini saglamalari gerektigini anlayisla kariliyor olmamiz gerekiyor, eger ortada verilen bir emek varsa, bunun karsiligini istemenin de herhangi bir sakincasi yok. Karsiligini istememek ve yapilan fiili "karma yoga" olarak bir servis olarak gormek de bir alternatif ama bu alternatife karar vermek yoga egitmeninin insiyatifidir ve zorla kabul ettirilemez. (diger yandan bu isi karma yoga olarak yapan bir kisinin yaptirdigi yoga'nin, yaptirdigi 1 saatlik yoga dersi icin para alan kisiden daha ustun oldugunu soylemek ne kadar dogru tatismakta fayda var)
Eger yogayi sadece "karma yoga" olarak yaptirmaya kisileri zorlarsak, en buyuk risk, bir sure sonra yoga egitmenligi "sadece cebinde parasi olan ve para kazanmaya ihtiyac duymayacak bir zengin ugrasi" haline gelmesidir.
Elbette sanasu noktada katiliyorum, diger yandan, kisi yaptirdigi yoga uygulamalarinin bir kismini en azindan ucretsiz yaptirabilecek yurege sahip olmalidir, bu kisideki amator ruhu koruyacaktir.
Peki ya yoga'da guru diye adlandirdigimiz kisiler..? Raghuramji'ye Brahmin sinifi ve para kazanmayi sordugumda bir gun bana su cevabi verdi, kendi kelimelerimle aktariyorum.
Eski Hindistanda Brahmin (dusunur) sinifi calismaz, sadece kendini derin dusuncelere ve ogrenmeye adardi. Toplumun zihinsel ve dusunce anlaminda gelisimi de bu kisilerden sorulurdu. Tipki kşatriya sinifinin toplumun korunmasindan sorumlu olmasi ya da Vaisnava sinifinin ticaretten sorumlu olmasi gibi, herkes belli bir gorev dagilimi icinde kendi dogasina uyan isini yapardi. Bu donemde, kendini yogaya vermek isteyen kisi, Brahmin sinifindan bir kisiye gider ve ucretsiz ders alirdi, ama bir farkla; Brahmin sinifindaki bu kisilerin de tum ihtiyaclarini karsilamak toplumun sorumlulugundaydi ve bu kisilerin herhangi bir sey istemelerine gerek olmadan zaten ihtiyac duyduklari seyler kendilerine verilirdi, tipki toplumun ogrenme ihtiyacini karsilama sorululugunun Brahmin'in sorumlulugu olmasi gibi...
Ornegin bir brahmin evlenmeye karar verdiginde (tum brahminler bekar kalmazlar), evin hazirlanmasindan dugunun yapilmasina kadar her tur detaydan o gunku kral vs sorumlu olurdu. Yani birakin brahminlerin bir sey istemesine gerek olmasini, zaten istekleri daha olusmadan
hizmetlerinde olurdu.
Ancak gunumuze baktigimzda ise sunu goruyoruz, toplum birakalim Brahminlere bir sey verme sorumluluguna sahip olduklarini dusunmek (ya da hatirlamak) bir yana, Brahmin'leri para istemeye mecbur birakiyor, daha sonra da (temel ihtiyaclarini karsilamak icin) para istedikleri icin bu kisileri sucluyor.
Iste kali yuga dedigimiz demir cag boyle; kisilerdeki dogru
anlayisin, net goruslerin, dogru ve yanlis arasindaki sinirlarin gercekten karistigi cagdayiz... kabul etmek gerek.
Selamlar,
Anu.
Etiketler:
genel bilgiler
hayatın amacı
Hayatın Amacı
Anupama
26 Eylül 2005
"Ben hayatın anlamını arayan, arada yaşayanlardan biriyim. Hayatla ilgili hiç bir sorunum yok. Hatta hayatla ilgili insanların kendine sorun haline getirdiği iş,para,özel hayat, aile gibi sorunları
olmayan, bunların içinde kaybolmuş insanlardan değilim. Bunlar bana çok kolay geliyor. Hayatta bunlardan daha fazlası olmalı, hayata gelmenin yaşamamızın bir amacı olmalı diye düşünüyorum. ama bunun ne olduğunu da bulabilmiş değilim. ara ara yaşamaktan
sıkılıyorum. Yaşamak için hayatla bağlarım yok.
Bireyselciyim.İntiharı düşündüm ama sonrası ne ? Bu sorunun cevabını bulabilmiş değilim.Bu nedenle yoga ile araştırmalar yapıyorum kitaplar okuyorum ama aradığım cevabı hala bulabilmiş değilim. Bu konuda sizin bir açılımınız olursa çok sevinirim."
Merhaba.
Yoga felsefesine gore hayatin amaci kisini nkendi ozune donmesidir, kisinin kendi ozu ise mutluluktur. Bunu sana Raghuramji'ni verdigi bir ornekten alinti yaparak ifade etmeye calismak isterim; kendisi soyle soyler;atesin dogasi yakmaktir - ateş her zaman yakar, ateşin yakmadığı bir zaman yoktur yani bugun günlerden pazar tatildeyim yakamam demez, ateş yakmak için adam kayırmaz - herkesi ve herşeyi yakar, kim elini ateşin üzerine koyarsa o kişinin eli yanar, ateşin yakmak için koşulları yoktur... Aynı şekilde rüzgar her zaman eser, su her zaman akar... İşte tüm bunlar, dharmadır, ateşin doğası yakmaktır, suyun doğası akmaktır. Insanoğlunun da dogasi mutluluktur, ama yaradılığtaki en üstün varlıklar olarak bilinen insanoğlu ne şaşırtıcıdır ki, doğasından da çıkan tek varlıktır, kendi doğası mutluluk olduğu halde, mutluluk için şartları vardır, zamana-yere ve kişiye özelleştirir. İşte kişi ne zaman bunlardan vazgeçer ve kendi doğası olan mutluluğa geri dönebilir ve hep o doğada kalabilirse, kişi hayatının amacına ulaşmış demektir.
Sevgiler.
Anu.
Anupama
26 Eylül 2005
"Ben hayatın anlamını arayan, arada yaşayanlardan biriyim. Hayatla ilgili hiç bir sorunum yok. Hatta hayatla ilgili insanların kendine sorun haline getirdiği iş,para,özel hayat, aile gibi sorunları
olmayan, bunların içinde kaybolmuş insanlardan değilim. Bunlar bana çok kolay geliyor. Hayatta bunlardan daha fazlası olmalı, hayata gelmenin yaşamamızın bir amacı olmalı diye düşünüyorum. ama bunun ne olduğunu da bulabilmiş değilim. ara ara yaşamaktan
sıkılıyorum. Yaşamak için hayatla bağlarım yok.
Bireyselciyim.İntiharı düşündüm ama sonrası ne ? Bu sorunun cevabını bulabilmiş değilim.Bu nedenle yoga ile araştırmalar yapıyorum kitaplar okuyorum ama aradığım cevabı hala bulabilmiş değilim. Bu konuda sizin bir açılımınız olursa çok sevinirim."
Merhaba.
Yoga felsefesine gore hayatin amaci kisini nkendi ozune donmesidir, kisinin kendi ozu ise mutluluktur. Bunu sana Raghuramji'ni verdigi bir ornekten alinti yaparak ifade etmeye calismak isterim; kendisi soyle soyler;atesin dogasi yakmaktir - ateş her zaman yakar, ateşin yakmadığı bir zaman yoktur yani bugun günlerden pazar tatildeyim yakamam demez, ateş yakmak için adam kayırmaz - herkesi ve herşeyi yakar, kim elini ateşin üzerine koyarsa o kişinin eli yanar, ateşin yakmak için koşulları yoktur... Aynı şekilde rüzgar her zaman eser, su her zaman akar... İşte tüm bunlar, dharmadır, ateşin doğası yakmaktır, suyun doğası akmaktır. Insanoğlunun da dogasi mutluluktur, ama yaradılığtaki en üstün varlıklar olarak bilinen insanoğlu ne şaşırtıcıdır ki, doğasından da çıkan tek varlıktır, kendi doğası mutluluk olduğu halde, mutluluk için şartları vardır, zamana-yere ve kişiye özelleştirir. İşte kişi ne zaman bunlardan vazgeçer ve kendi doğası olan mutluluğa geri dönebilir ve hep o doğada kalabilirse, kişi hayatının amacına ulaşmış demektir.
Sevgiler.
Anu.
Etiketler:
genel bilgiler
Guru ve Öğrenci İlişkisi
Bana bu aralar cok gelen bir soru su; beni taniyan/tanimayan bir çok kisi gurum kabul ettigim NV Raghuram'i manevi babam olarak Kabul etmemi, bunu dunyaya web sitesi araciligiyla duyurmami ve hatta kendisinin adinin diger yoga-severlerce de duyulmasini saglamak icin, bir cok faliyette bulunmamami sorguluyor ve kendilerine gore yorumda bulunuyorlar. Bu nedenle, guru-ögrenci iliskisi
hakkinda bir kaç bir sey söyleme ihtiyaci hissediyorum....
Öncelikle kisaca guru kelimesinin anlamina bakalim; bir çok yerde (bunu soyleyenlere ben de dahilim) herkesin ve herseyin kisinin gurusu oldugunu soylenir - aslinda hayatin kendisi "guru"dur (kelime anlami ile isik tutandir) ve kisi kendi gurusunu bulana dek, kitaplar, doga, arkadaslar, hatta hayatinda ilk kez gordugu kisiler bile kisiye rehberlik eder, kisiye isik tutar... Ancak guru ve Satguru (sat: gercek, guru: isik tutan) arasinda önemli bir fark vardir...
Size yol gosteren arkadas/kitap vb herseyin yanilma payi vardir, buyuk resmi gormeyen ve kendi dar acisindan bakan herkes/hersey, kendi perspektifinden olaylari ve kisileri yorumlar. Bu nedenle bu kisi/nesne size buyuk resmi gosteremez, sadece belli bir bakis acisindan baktirir. Bu bakis acisi, elbette degerlidir, ancak resmin tamamini gostermedigi icin bazen yaniltici olabilir; örnegin dogru kitap seciminin yapilmadigi durumlarda ya da kitabi konusan veya sadece kendisini baglayan yorumlari ile kendi dunyalarini yaratmis arkadaslardan fikir alindiginda, körün körü yedmesi sonucu, her ikisi de (fikir veren de alan da) cukura yuvarlanir.
Bu nedenle, bir kisinin Satguru olmasi demek, kendisinin "varmis" /aydinlanmis olmasi demektir. Henuz bu yolda yuruyen ve deneyim sahibi olmaya gayret eden bir kisi ile guru arsindaki en temel fark;Satgurunun deneyimsel olarak konusmasi, ve soylediklerinin size ve yaptiginiz uygulamalara deneyimsel oldugu icin dogru isigi tutabilmesidir. Ayrica, bir Satguru kendi aydinlanma yolu her ne olursa olsun, ayni zamanda diger yollar hakkinda da bilgi sahibidir ve size bulundugunuz yoldan baska bir yere cekmeye calismadan, rehberlik eder.
Simdi, düsünün ki, size anneniz babaniz hayat verdi ve bu dünyaya getirdi; böylece dünya üzerindeki yasaminizi idame ettiriyorsunuz. yoga felsefesine gore bu, sizin bu hayat icindeki 1. dogusunuzdur.Sizin fizyolojik yasaminizi saglayan anneniz ve babanizdir. Ancak zaman gectikce, eger bir "satguru" sizi kabul eder (ve siz de onu!) ve size yasamin sebep ve anlamini bulmanizda yol gostermeye baslarsa, o ana kadar sadece temel ihtiyaclari giderirken, yasamin tum bunlarin otesinde bir anlam tasidigini ogrenmeye baslarsiniz. Iste bu, yoga felsefesinde 2. dogus olarak adlandirilir. 2. dogus denmesinden dolayi da, "satguru"nuz olan kisi, geleneksel olarak ebeveyn rolu ustlenir, guru erkekse babaniz, bayansa anneniz olarak kabul edilir. Bu nedenle, bir cok okulda baktiginizda takipcileri, gurularina "baba" demektedir - bu fizyolojik anne-babanin reddi degil, fizyolojik anne-baba kadar sizi yakindan seven, koruyan, gozeten ve yaninizda olan bir kisiye kendinizi yakin hissetmeniz ve ona saygi gostermenizdir.
Peki gurusunun izinde yuruyen ogrenciye zamanla ne olur? Gurusunun izinden giden ogrenci elbette bir gun aydinlanacaktir, buna suphe yoktur ancak su unutulmamalidir ki, bu yolda ilermeme kaydeden bir ogrencinin bu surecte gurusuna olan saygisini kaybetmesi bir yana, tersine saygisi cogalir. Bu nedenle, guru-ogrenci iliskisi ebedidir, bir kez basladiginda sonu yoktur; ogrenci bir kez karsisindaki kiside satguru karakterini gordugu andan itibaren ve onu gurusu olarak Kabul ettigi andan itibaren, ogrendikce ve gordukce gurusuna sadece daha fazla saygi duymaktan ote bir sey elinden gelmez, cunku gittikce daha fazla gorur, daha fazla hisseder ve daha fazla anlar – gurudaki derinligi ve degismezligi gorur… Örnegin hindistandaki gelmis gecmis en derin yogilerinden biri olan Sri Ramakrishna, bir cok ogrenci yetistirmis ve bu ogrencilerden batida en taninmisi da Swami Vivekananda olmustur. Swami Vivekananda, kendisi de bir satguru haline gelse de, yasaminin sonuna dek Sri Ramakrishna’yi tanimaya, saygi gostermeye ve ogretmeni olarak kabul etmeye devam etmistir…
Elbette bu soylediklerimiz, gercek bir satguruya rastlamis bir kisi icin gecerlidir, yoksa sadece turuncu kiyafetler icinde oldugu, süslü laflar ettigi ya da en ufak bir konusmada duygu seline kapilip agladigi icin bir kisinin yillarca pesinden gidip, bu kisinin sonunda bir satguru olmadigini fark eden kisi, gercegi fark ettiginde diger bir yone savrulacaktir. Ancak elbette bu kisi, sagduyulu davranarak, basina gelenin genellenemeyecegini, kendisinin bir hata yaptigini ve tum gurularin birer sahtekar olmadigini kendisine hatirlatmalidir. Her zaman dendigi gibi, kötü ornegin ornek teskil etmedigi unutulmamalidir. Herkesin bir gun kendi Satgurusunu bulmasi dilegiyle...
Selamlar, sevgiler.
Anu.
hakkinda bir kaç bir sey söyleme ihtiyaci hissediyorum....
Öncelikle kisaca guru kelimesinin anlamina bakalim; bir çok yerde (bunu soyleyenlere ben de dahilim) herkesin ve herseyin kisinin gurusu oldugunu soylenir - aslinda hayatin kendisi "guru"dur (kelime anlami ile isik tutandir) ve kisi kendi gurusunu bulana dek, kitaplar, doga, arkadaslar, hatta hayatinda ilk kez gordugu kisiler bile kisiye rehberlik eder, kisiye isik tutar... Ancak guru ve Satguru (sat: gercek, guru: isik tutan) arasinda önemli bir fark vardir...
Size yol gosteren arkadas/kitap vb herseyin yanilma payi vardir, buyuk resmi gormeyen ve kendi dar acisindan bakan herkes/hersey, kendi perspektifinden olaylari ve kisileri yorumlar. Bu nedenle bu kisi/nesne size buyuk resmi gosteremez, sadece belli bir bakis acisindan baktirir. Bu bakis acisi, elbette degerlidir, ancak resmin tamamini gostermedigi icin bazen yaniltici olabilir; örnegin dogru kitap seciminin yapilmadigi durumlarda ya da kitabi konusan veya sadece kendisini baglayan yorumlari ile kendi dunyalarini yaratmis arkadaslardan fikir alindiginda, körün körü yedmesi sonucu, her ikisi de (fikir veren de alan da) cukura yuvarlanir.
Bu nedenle, bir kisinin Satguru olmasi demek, kendisinin "varmis" /aydinlanmis olmasi demektir. Henuz bu yolda yuruyen ve deneyim sahibi olmaya gayret eden bir kisi ile guru arsindaki en temel fark;Satgurunun deneyimsel olarak konusmasi, ve soylediklerinin size ve yaptiginiz uygulamalara deneyimsel oldugu icin dogru isigi tutabilmesidir. Ayrica, bir Satguru kendi aydinlanma yolu her ne olursa olsun, ayni zamanda diger yollar hakkinda da bilgi sahibidir ve size bulundugunuz yoldan baska bir yere cekmeye calismadan, rehberlik eder.
Simdi, düsünün ki, size anneniz babaniz hayat verdi ve bu dünyaya getirdi; böylece dünya üzerindeki yasaminizi idame ettiriyorsunuz. yoga felsefesine gore bu, sizin bu hayat icindeki 1. dogusunuzdur.Sizin fizyolojik yasaminizi saglayan anneniz ve babanizdir. Ancak zaman gectikce, eger bir "satguru" sizi kabul eder (ve siz de onu!) ve size yasamin sebep ve anlamini bulmanizda yol gostermeye baslarsa, o ana kadar sadece temel ihtiyaclari giderirken, yasamin tum bunlarin otesinde bir anlam tasidigini ogrenmeye baslarsiniz. Iste bu, yoga felsefesinde 2. dogus olarak adlandirilir. 2. dogus denmesinden dolayi da, "satguru"nuz olan kisi, geleneksel olarak ebeveyn rolu ustlenir, guru erkekse babaniz, bayansa anneniz olarak kabul edilir. Bu nedenle, bir cok okulda baktiginizda takipcileri, gurularina "baba" demektedir - bu fizyolojik anne-babanin reddi degil, fizyolojik anne-baba kadar sizi yakindan seven, koruyan, gozeten ve yaninizda olan bir kisiye kendinizi yakin hissetmeniz ve ona saygi gostermenizdir.
Peki gurusunun izinde yuruyen ogrenciye zamanla ne olur? Gurusunun izinden giden ogrenci elbette bir gun aydinlanacaktir, buna suphe yoktur ancak su unutulmamalidir ki, bu yolda ilermeme kaydeden bir ogrencinin bu surecte gurusuna olan saygisini kaybetmesi bir yana, tersine saygisi cogalir. Bu nedenle, guru-ogrenci iliskisi ebedidir, bir kez basladiginda sonu yoktur; ogrenci bir kez karsisindaki kiside satguru karakterini gordugu andan itibaren ve onu gurusu olarak Kabul ettigi andan itibaren, ogrendikce ve gordukce gurusuna sadece daha fazla saygi duymaktan ote bir sey elinden gelmez, cunku gittikce daha fazla gorur, daha fazla hisseder ve daha fazla anlar – gurudaki derinligi ve degismezligi gorur… Örnegin hindistandaki gelmis gecmis en derin yogilerinden biri olan Sri Ramakrishna, bir cok ogrenci yetistirmis ve bu ogrencilerden batida en taninmisi da Swami Vivekananda olmustur. Swami Vivekananda, kendisi de bir satguru haline gelse de, yasaminin sonuna dek Sri Ramakrishna’yi tanimaya, saygi gostermeye ve ogretmeni olarak kabul etmeye devam etmistir…
Elbette bu soylediklerimiz, gercek bir satguruya rastlamis bir kisi icin gecerlidir, yoksa sadece turuncu kiyafetler icinde oldugu, süslü laflar ettigi ya da en ufak bir konusmada duygu seline kapilip agladigi icin bir kisinin yillarca pesinden gidip, bu kisinin sonunda bir satguru olmadigini fark eden kisi, gercegi fark ettiginde diger bir yone savrulacaktir. Ancak elbette bu kisi, sagduyulu davranarak, basina gelenin genellenemeyecegini, kendisinin bir hata yaptigini ve tum gurularin birer sahtekar olmadigini kendisine hatirlatmalidir. Her zaman dendigi gibi, kötü ornegin ornek teskil etmedigi unutulmamalidir. Herkesin bir gun kendi Satgurusunu bulmasi dilegiyle...
Selamlar, sevgiler.
Anu.
Etiketler:
genel bilgiler,
gurular
Enerjiler üzerine bir soru
"5 yıldır enerjisel olguları yaşamaktayım. dijital renkler görmekteyim.bulunduğum ortamların negatif enerjisi beni bulmakta ve rahatsız olmaktayım.deşarj olamıyorum.iletişim halinde ve mutlu olduğum zamanlar negatif ortamı terk etmekte ama herzaman öyle ortam olmuyor.çevremde bir bilen yok ki danışayım."
Merhaba,
Herseyden once gorduklerinin retinanin birer yansimasi olup olmadigini test etmek icin ilk tavsiyem bir goz doktoruna gitmendir.
Keza "Enerji olgusu" diye adlandirdigin isiklar aslinda ciddi bir goz bozukluguna isaret edebiliyor olabilir ve gec olmadan fiziksel bir taramadan gecmek her zaman en guvenli yoldur…
Diger yandan, herhangi bir goz kusuru yoksa, desarj olamama, ya da negatif enerjileri cekme ya da dijital renkler gorme kisinin kendi kendine cektigi ve olmasina izin verdigi icin yasadigi deneyimlerdir. Bunlarin gercek olup olmadigi onemli degildir – gercek olabilirler de olmayabilirler de… Onemli olan bunlarin gercek olup olmadiklari degildir. Onemli olan tek bir sey vardir ki, o da kisi eger bunlardan rahatsiz oluyor ama yapacak bir sey bulamiyorsa, bu, kisinin kendini kontrol edemedigini gostermesidir. Iste yoga bizden kisinin kendine hakimiyetini ogrenmede yardimci bir aractir.
Kisinin kontrol mekanizmasinin seviyeleri vardir:
1. Fiziksel kontrol: Ornegin bizler kolumuzu bacagimizi iyi kotrol edebiliriz, yani istemezsek kipirdamadan oturabilir, istedigimiz anda kolumuzu kaldirabiliriz ya da istedigimiz an nefesimizi tutabiliriz. Fiziksel ozel bir rahatsizligimiz yoksa (ornegin merkezi sinir sistemini ilgilendiren hastaliklar) bedeni kontrol etmede herhangi bir problemimiz olmaz.
2. Duyusal kontrol: 5 duyumuzu da kontrol altinda tutabiliriz, ama biraz calisarak. Yani duyularimiz, bedenimize gore daha az
kontrolümüzdedir, ornegin hic istemedigimiz seyleri goruveririz – mesela yolda trafik kazasi yapmis arabalari, kanli sahneleri bir yandan gormek istemeyiz ama diger yandan doner bakariz, bizi uzecegini bile bile bir cok konusmaya kulak misafiri oluveririz, oruc tuttugumuzu bildigimiz halde, restorant onunden gecerken restoranttan yukselen kokuyu duymazdan gelemeyiz...
3. Aklin kontrolu: Aklin kontrolü aslinda en zor basarilani, cunku diger saydigimiz tum kontrol mekanizmalarinin temelinde yatan akil... Zihin gucuyle imkansiz olan bir cok seyin basarildigini anlatildigini duymussunuzdur, herkesin kendi hayatinda da bu tip bir deneyimi mutlaka vardir. Bu kontrolu saglamak icin de ozel calismalarin yapilmasi gerekir. Yoga'nin burada onerdigi yol kisinin sakinlesmesi ve huzurlu kalabilmesidir, bunu da basarabilmenin yolu uygulama yapmaktir, bir not dusmek istiyorum, bahsettigim uygulama kitap okumak degil, fiilen yapmaktir; duruslar ya da nefes calismalari, ya da meditasyon secilebilecek yollardan bir kacidir.
Iste desarj olabilme, ya da negatifi cekme gibi tum bu deneyimler akil ile ilgilidir. Tekrarliyorum, akil icin gercek oldugunu dusunmesi, deneyimi gercek yapacagindan deneyimin herkes gercek olup olmamasi onemli degildir, kisi icin o deneyim akil gercek oldugunu dusundugu surece gercektir. Bu nedenle, calismaya akil ile baslamak, ve akli sakinlestirmek, dusunceleri izlemek, anlamaya calismak – ama acele etmeden, yargilamadan ve onyargilarla baslamadan, kisiye yardimci olabilecektir. Ornegin negatifi cekme konusunu ele alalim; kisinin negatifi cektigini dusunmesi demek, "disarida kendisinden daha guclu olan negatif bir gucun varligini kabul etmesi" ve aslinda kendine itiraf etse de etmese de korkmasi demektir. Halbuki, kisi de butunun bir parcasidir ve disarida kalan bir seyin olmadiginin kisi tarafindan kabul ve idraki, negatif olarak dusunulen sey her ne ise, bundan kisinin etkilenmesini durduracaktir.
Yoga ile kazandigi huzur ve dengeyi cevresine yayabilen ve cevresinde gecici bir negatiflik sezse bile negatiften daha ustun olan pozitif enerjisini etrafa yayan ve boylece cevresiyle de uyumu yakalayan kisi gercek yogidir.
Selamlar, sevgiler,
Anu.
Merhaba,
Herseyden once gorduklerinin retinanin birer yansimasi olup olmadigini test etmek icin ilk tavsiyem bir goz doktoruna gitmendir.
Keza "Enerji olgusu" diye adlandirdigin isiklar aslinda ciddi bir goz bozukluguna isaret edebiliyor olabilir ve gec olmadan fiziksel bir taramadan gecmek her zaman en guvenli yoldur…
Diger yandan, herhangi bir goz kusuru yoksa, desarj olamama, ya da negatif enerjileri cekme ya da dijital renkler gorme kisinin kendi kendine cektigi ve olmasina izin verdigi icin yasadigi deneyimlerdir. Bunlarin gercek olup olmadigi onemli degildir – gercek olabilirler de olmayabilirler de… Onemli olan bunlarin gercek olup olmadiklari degildir. Onemli olan tek bir sey vardir ki, o da kisi eger bunlardan rahatsiz oluyor ama yapacak bir sey bulamiyorsa, bu, kisinin kendini kontrol edemedigini gostermesidir. Iste yoga bizden kisinin kendine hakimiyetini ogrenmede yardimci bir aractir.
Kisinin kontrol mekanizmasinin seviyeleri vardir:
1. Fiziksel kontrol: Ornegin bizler kolumuzu bacagimizi iyi kotrol edebiliriz, yani istemezsek kipirdamadan oturabilir, istedigimiz anda kolumuzu kaldirabiliriz ya da istedigimiz an nefesimizi tutabiliriz. Fiziksel ozel bir rahatsizligimiz yoksa (ornegin merkezi sinir sistemini ilgilendiren hastaliklar) bedeni kontrol etmede herhangi bir problemimiz olmaz.
2. Duyusal kontrol: 5 duyumuzu da kontrol altinda tutabiliriz, ama biraz calisarak. Yani duyularimiz, bedenimize gore daha az
kontrolümüzdedir, ornegin hic istemedigimiz seyleri goruveririz – mesela yolda trafik kazasi yapmis arabalari, kanli sahneleri bir yandan gormek istemeyiz ama diger yandan doner bakariz, bizi uzecegini bile bile bir cok konusmaya kulak misafiri oluveririz, oruc tuttugumuzu bildigimiz halde, restorant onunden gecerken restoranttan yukselen kokuyu duymazdan gelemeyiz...
3. Aklin kontrolu: Aklin kontrolü aslinda en zor basarilani, cunku diger saydigimiz tum kontrol mekanizmalarinin temelinde yatan akil... Zihin gucuyle imkansiz olan bir cok seyin basarildigini anlatildigini duymussunuzdur, herkesin kendi hayatinda da bu tip bir deneyimi mutlaka vardir. Bu kontrolu saglamak icin de ozel calismalarin yapilmasi gerekir. Yoga'nin burada onerdigi yol kisinin sakinlesmesi ve huzurlu kalabilmesidir, bunu da basarabilmenin yolu uygulama yapmaktir, bir not dusmek istiyorum, bahsettigim uygulama kitap okumak degil, fiilen yapmaktir; duruslar ya da nefes calismalari, ya da meditasyon secilebilecek yollardan bir kacidir.
Iste desarj olabilme, ya da negatifi cekme gibi tum bu deneyimler akil ile ilgilidir. Tekrarliyorum, akil icin gercek oldugunu dusunmesi, deneyimi gercek yapacagindan deneyimin herkes gercek olup olmamasi onemli degildir, kisi icin o deneyim akil gercek oldugunu dusundugu surece gercektir. Bu nedenle, calismaya akil ile baslamak, ve akli sakinlestirmek, dusunceleri izlemek, anlamaya calismak – ama acele etmeden, yargilamadan ve onyargilarla baslamadan, kisiye yardimci olabilecektir. Ornegin negatifi cekme konusunu ele alalim; kisinin negatifi cektigini dusunmesi demek, "disarida kendisinden daha guclu olan negatif bir gucun varligini kabul etmesi" ve aslinda kendine itiraf etse de etmese de korkmasi demektir. Halbuki, kisi de butunun bir parcasidir ve disarida kalan bir seyin olmadiginin kisi tarafindan kabul ve idraki, negatif olarak dusunulen sey her ne ise, bundan kisinin etkilenmesini durduracaktir.
Yoga ile kazandigi huzur ve dengeyi cevresine yayabilen ve cevresinde gecici bir negatiflik sezse bile negatiften daha ustun olan pozitif enerjisini etrafa yayan ve boylece cevresiyle de uyumu yakalayan kisi gercek yogidir.
Selamlar, sevgiler,
Anu.
Etiketler:
genel bilgiler
Yoga Din midir?
Merhaba.
Bu konu ile ilgili bir kac gorus vermek istedigimi daha once de soylemistim ama bir turlu firsat bulup da bilgisayarin basina oturamadim.
Yoga bir din midir sorusunun cevabini daha onceleri de paylasmistik:
Once din olarak algiladigimiz seyin ne oldugunu dusunmemiz gerekir: Din dendiginde bir kac olmazsa olmaz nokta vardir, bunlari yazalim:
(1) Tapilacak bir Tanri
(2) Tanri'nin sozunu telafuz eden bir peygamber
(3) Din Kitabi / Kitaplari
(4) Ayni dinin yandaslarinin oluşturdugu cemaat
peki yoga nedir? Yoga tanimimizi hatirlarsanaiz "uyum" olarak nitelemistik, kisinin kendisi ile olan uyumu, daha sonra cevresiyle ve nihayet evrenle olan uyumu. Iste bu uyumun da "birlik" oldugunu soylemistik. Peki bizim yaptigimiz "yoga" adi altindaki uygulamalar nedir? Bizi bu "birlik" hissiyatina goturecek araçlar sadece....
simdi gelin, tek tek yukarida saydigimiz maddeleri yoga acisindan degerlendirelim:
(1) Tapilacak bir Tanri:
yoga sizin tapacaginiz Tanri'nizin kim olduguna, onu hangi isimle cagirdiginiza, vs karismaz. Gercek bir yoga hocasi (bu kisiyi guru olarak adlandirabiliriz) sizi dogmatik olarak bir inanç içine surukleme pesinde degildir. Çünkü yoga, "kişinin kendi kendine keşfetmesine" olanak sağlayan bir sistemdir. Bunu da sizin bulunduğunuz noktadan başlayarak yapar, değişim içsel olarak gerçekleşir, kişi kendini ve çevresini yeni bir gözle görmeye başlar. Dünyaya bakış açısı değişir ve olayları farklı yorumlamaya başlar. İşte bu farklı yorumlama, yoga'nın kendisidir. Burada Tanrı'nın isimleri, şu veya bu dinde söylenilen isimler önemini kaybeder ve tüm dinlerin evrenselliğini kişi idrak eder. Bu noktya ulaşmış kişi için artık "yeni bir din yaratmayı" bir yana bırakalım, mevcut dinleri de tek ve aynı gözle görmeye başlar ve böylece "evrensel olarak kardeş" olduğumuzun şuuruna varır. böylece, mevcut dinler arası olan tüm tartışmalar, "benim dinim, senin dininden ..." ile başlayan cümleler, anlamını yitirir ve kişi huzura varır. Bu kişi, artık huzurlu bir kişidir, bir yogidir.
Peki o halde şunu sorabilirsiniz; madem oyle, bazen goruyoruz, hindistandan hocalar geliyor ve ritueller yapiyorlar/ mantralar okuyorlar, ya da Hint Tanrilarinin isimlerini telafuz ediyorlar... Sadece bu bile yoganin bir "hint dini" oldugunu gostermez mi...
Bunun en temel sebebi, yoganin esnekligidir, yani hangi dine mensup olursaniz olun, yogayi hayatiniza adapte edebilirsiniz, buna gore bir musluman olup da yoga yapmak ya da bir hindu olup da yoga yapmak mumkundur. Elbette Hindistan'dan gelen gurularin 99%u hindu oldugu icin, kendi dinlerine ait adet ve gorenekleri berabeinde tasiyacaklardir ancak bunlarin hangilerinin saf ve temiz yoga bilgisi oldugunu hangisinin ise sadece "kultur" ile bugunlere tasindiginin ayiklamasini yapmak kisinin kendisine kalacaktir. Nasil ki sadece Hindu oldugu icin bir kisinin yoga hakkinda soyledigi herseyin bir çöp olduğunu söylemek uç bir noktaysa, sadece Hindistan'dan geldiği için bu kişinin söylediği herşeyin de "yoga kavramı içinde değerlendirilmesi gerektiğini düşünmek" bir diğer uç noktadır.
(2) Tanrı'nın sözünü telafuz eden bir peygamber:
Her dinde bir veya bir kaç peygamber vardır ve Tanrı'nın değişmez ve kati dogruluktaki sozunu insanligin hizmetine tasir. Ancak temel yoga kitaplarina baktigimiz zaman, bunlarin bir hoca-ogrenci arasinda gecen sohbetler oldugunu gorursunuz. Hoca her ne kadar "samadhi"ye (nirvanaya/içsel farkındalığa vs) ermiş evrensel varlik olsa da, kendini Tanri'nin elçisi olarak tanimlamaz, kendini Tanri olarak ilan ettigi yerlerde de, bu ifade Hallaci Mansur'un "Enel Hak" demesinden farkli degildir. Yani Hallaci Mansur bu sozu soyledi diye, Hallaci Mansur'u Tanri olarak tanimlamazsiniz. Bu sadece kisinin ulastigi ve hissettigi maneviyatin derinligini gosteren bir ifadedir.
(3) Din Kitabi / kitaplari
Elbette her dinin bir kitabi vardir, ancak yoga'da "fikir alinan" kitaplar vardir.
Tum Upanişadlar bir gurunun öğrencisine aktardığı bilgilerdir, ve sadece bu bilgilerin kişisel olarak uygulanmasıyla, kişi "yoga"da ilerleme kaydeder, yoksa sadece upanişadların varlığını kabul etmek, gurulara saygı göstermek vs yeterli değildir. Büyük yogilere baktığınız zaman hayatlarını yoganın öyle veya böyle bir uygulamasına adamış kişilerdir... Uygulama yapmamak, bunun yerine baskalarinin ne yapmasi gerektigi konusunda konusmak kiside sadece "ego"nun yukselmesine neden olur. Bhagavat gita da Upanişad'lardan biridir ve Krişna, kendini farkli kimliklerle Arjuna'ya gösterir; önce arabaci olarak, sonra arkadas olarak, ilerleyen bolumlerde guru olarak ve nihayet evrenin sirlarina vakif, yuce/yuksek seviyeli bir varlik olarak.... Bhagavat gita'yi bir din kitabi haline getirebilirsiniz - bakacak olursaniz, Bhagavat gita, Hindu dinine mensup olanlar icin bir din kitabidir (eskiden beri grubu taki pedenler bilirler benzer bir tartisma gecen yillarda bu grupta da yasanmisti).
Ancak her zaman dedigim gibi, yoga yapan kişiler için, Bhagavat gita, Krişna'nın verdiği yoga ile ilgili tavsiyeleri içeren bir kitap olarak değerlendirilebilir. Bu durumda, Krisnaya tapmak ve sozunu dogru kabul etmek yerine, Krisnanin ne demeye calistigini anlamaya calismak kisi için yeterli olacaktir. Bunu yapmak, kisiyi mevcut dininden ayirmaz, yoga da ilerlemesine de engel olmaz.
(4) Ayni dinin yandaslarinin olusturdugu cemaat
Yoga kitlesen bir hareket değildir, ic bir zaman da olmamistir. Yoga bireysel olarak yapilir. Ornegin, tum buyuk yoga uygulayicilarina baktigimzda, yalniz yasamayi tercih etmislerdir, tefekkure dalmislar, meditasyona gecmisler ve kendilerini kesfetmislerdir. Bir grup kurmak, yoga koyleri oluşturmak ya da klan hayatları yasamak daha sonraki kisilerin uygulamalaridir. Elbette yoga yapan kisilerle bir arada olmak, kişiye ne yptigini hatirlatmasi ve bu yolda yurumeye devam etmesini cesaretlendirmesi acisindan iyi bir seydir, ama bir cemmat anlayisi yogada yoktur.
Bir kez daha, vivekananda yoga universitesi baskani Nagendra'nin yaptigi bir tespiti tekrarlamak istiyorum: kendisi soyle der: yoga eger bir din olsaydi, diger dinlere mensup olanlar yogayi uyguladiklarinda, ayni sonucu alamazlardi, halbuki biz yaptigimiz tum calismalarda ve bu calismalarla ilgili bilimsel arastirmalarda goruyoruz ki, yoga hic bir din,dil, irk, kultur ayrimina bakmadan hangi kisi tarafindan uygulanrsa uygulansin ayni sonucu verir. Bu nedenle de yoga bir bilimdir, din degildir.
Selamlar, sevgiler,
Anu.
Bu konu ile ilgili bir kac gorus vermek istedigimi daha once de soylemistim ama bir turlu firsat bulup da bilgisayarin basina oturamadim.
Yoga bir din midir sorusunun cevabini daha onceleri de paylasmistik:
Once din olarak algiladigimiz seyin ne oldugunu dusunmemiz gerekir: Din dendiginde bir kac olmazsa olmaz nokta vardir, bunlari yazalim:
(1) Tapilacak bir Tanri
(2) Tanri'nin sozunu telafuz eden bir peygamber
(3) Din Kitabi / Kitaplari
(4) Ayni dinin yandaslarinin oluşturdugu cemaat
peki yoga nedir? Yoga tanimimizi hatirlarsanaiz "uyum" olarak nitelemistik, kisinin kendisi ile olan uyumu, daha sonra cevresiyle ve nihayet evrenle olan uyumu. Iste bu uyumun da "birlik" oldugunu soylemistik. Peki bizim yaptigimiz "yoga" adi altindaki uygulamalar nedir? Bizi bu "birlik" hissiyatina goturecek araçlar sadece....
simdi gelin, tek tek yukarida saydigimiz maddeleri yoga acisindan degerlendirelim:
(1) Tapilacak bir Tanri:
yoga sizin tapacaginiz Tanri'nizin kim olduguna, onu hangi isimle cagirdiginiza, vs karismaz. Gercek bir yoga hocasi (bu kisiyi guru olarak adlandirabiliriz) sizi dogmatik olarak bir inanç içine surukleme pesinde degildir. Çünkü yoga, "kişinin kendi kendine keşfetmesine" olanak sağlayan bir sistemdir. Bunu da sizin bulunduğunuz noktadan başlayarak yapar, değişim içsel olarak gerçekleşir, kişi kendini ve çevresini yeni bir gözle görmeye başlar. Dünyaya bakış açısı değişir ve olayları farklı yorumlamaya başlar. İşte bu farklı yorumlama, yoga'nın kendisidir. Burada Tanrı'nın isimleri, şu veya bu dinde söylenilen isimler önemini kaybeder ve tüm dinlerin evrenselliğini kişi idrak eder. Bu noktya ulaşmış kişi için artık "yeni bir din yaratmayı" bir yana bırakalım, mevcut dinleri de tek ve aynı gözle görmeye başlar ve böylece "evrensel olarak kardeş" olduğumuzun şuuruna varır. böylece, mevcut dinler arası olan tüm tartışmalar, "benim dinim, senin dininden ..." ile başlayan cümleler, anlamını yitirir ve kişi huzura varır. Bu kişi, artık huzurlu bir kişidir, bir yogidir.
Peki o halde şunu sorabilirsiniz; madem oyle, bazen goruyoruz, hindistandan hocalar geliyor ve ritueller yapiyorlar/ mantralar okuyorlar, ya da Hint Tanrilarinin isimlerini telafuz ediyorlar... Sadece bu bile yoganin bir "hint dini" oldugunu gostermez mi...
Bunun en temel sebebi, yoganin esnekligidir, yani hangi dine mensup olursaniz olun, yogayi hayatiniza adapte edebilirsiniz, buna gore bir musluman olup da yoga yapmak ya da bir hindu olup da yoga yapmak mumkundur. Elbette Hindistan'dan gelen gurularin 99%u hindu oldugu icin, kendi dinlerine ait adet ve gorenekleri berabeinde tasiyacaklardir ancak bunlarin hangilerinin saf ve temiz yoga bilgisi oldugunu hangisinin ise sadece "kultur" ile bugunlere tasindiginin ayiklamasini yapmak kisinin kendisine kalacaktir. Nasil ki sadece Hindu oldugu icin bir kisinin yoga hakkinda soyledigi herseyin bir çöp olduğunu söylemek uç bir noktaysa, sadece Hindistan'dan geldiği için bu kişinin söylediği herşeyin de "yoga kavramı içinde değerlendirilmesi gerektiğini düşünmek" bir diğer uç noktadır.
(2) Tanrı'nın sözünü telafuz eden bir peygamber:
Her dinde bir veya bir kaç peygamber vardır ve Tanrı'nın değişmez ve kati dogruluktaki sozunu insanligin hizmetine tasir. Ancak temel yoga kitaplarina baktigimiz zaman, bunlarin bir hoca-ogrenci arasinda gecen sohbetler oldugunu gorursunuz. Hoca her ne kadar "samadhi"ye (nirvanaya/içsel farkındalığa vs) ermiş evrensel varlik olsa da, kendini Tanri'nin elçisi olarak tanimlamaz, kendini Tanri olarak ilan ettigi yerlerde de, bu ifade Hallaci Mansur'un "Enel Hak" demesinden farkli degildir. Yani Hallaci Mansur bu sozu soyledi diye, Hallaci Mansur'u Tanri olarak tanimlamazsiniz. Bu sadece kisinin ulastigi ve hissettigi maneviyatin derinligini gosteren bir ifadedir.
(3) Din Kitabi / kitaplari
Elbette her dinin bir kitabi vardir, ancak yoga'da "fikir alinan" kitaplar vardir.
Tum Upanişadlar bir gurunun öğrencisine aktardığı bilgilerdir, ve sadece bu bilgilerin kişisel olarak uygulanmasıyla, kişi "yoga"da ilerleme kaydeder, yoksa sadece upanişadların varlığını kabul etmek, gurulara saygı göstermek vs yeterli değildir. Büyük yogilere baktığınız zaman hayatlarını yoganın öyle veya böyle bir uygulamasına adamış kişilerdir... Uygulama yapmamak, bunun yerine baskalarinin ne yapmasi gerektigi konusunda konusmak kiside sadece "ego"nun yukselmesine neden olur. Bhagavat gita da Upanişad'lardan biridir ve Krişna, kendini farkli kimliklerle Arjuna'ya gösterir; önce arabaci olarak, sonra arkadas olarak, ilerleyen bolumlerde guru olarak ve nihayet evrenin sirlarina vakif, yuce/yuksek seviyeli bir varlik olarak.... Bhagavat gita'yi bir din kitabi haline getirebilirsiniz - bakacak olursaniz, Bhagavat gita, Hindu dinine mensup olanlar icin bir din kitabidir (eskiden beri grubu taki pedenler bilirler benzer bir tartisma gecen yillarda bu grupta da yasanmisti).
Ancak her zaman dedigim gibi, yoga yapan kişiler için, Bhagavat gita, Krişna'nın verdiği yoga ile ilgili tavsiyeleri içeren bir kitap olarak değerlendirilebilir. Bu durumda, Krisnaya tapmak ve sozunu dogru kabul etmek yerine, Krisnanin ne demeye calistigini anlamaya calismak kisi için yeterli olacaktir. Bunu yapmak, kisiyi mevcut dininden ayirmaz, yoga da ilerlemesine de engel olmaz.
(4) Ayni dinin yandaslarinin olusturdugu cemaat
Yoga kitlesen bir hareket değildir, ic bir zaman da olmamistir. Yoga bireysel olarak yapilir. Ornegin, tum buyuk yoga uygulayicilarina baktigimzda, yalniz yasamayi tercih etmislerdir, tefekkure dalmislar, meditasyona gecmisler ve kendilerini kesfetmislerdir. Bir grup kurmak, yoga koyleri oluşturmak ya da klan hayatları yasamak daha sonraki kisilerin uygulamalaridir. Elbette yoga yapan kisilerle bir arada olmak, kişiye ne yptigini hatirlatmasi ve bu yolda yurumeye devam etmesini cesaretlendirmesi acisindan iyi bir seydir, ama bir cemmat anlayisi yogada yoktur.
Bir kez daha, vivekananda yoga universitesi baskani Nagendra'nin yaptigi bir tespiti tekrarlamak istiyorum: kendisi soyle der: yoga eger bir din olsaydi, diger dinlere mensup olanlar yogayi uyguladiklarinda, ayni sonucu alamazlardi, halbuki biz yaptigimiz tum calismalarda ve bu calismalarla ilgili bilimsel arastirmalarda goruyoruz ki, yoga hic bir din,dil, irk, kultur ayrimina bakmadan hangi kisi tarafindan uygulanrsa uygulansin ayni sonucu verir. Bu nedenle de yoga bir bilimdir, din degildir.
Selamlar, sevgiler,
Anu.
Etiketler:
genel bilgiler
Dengelilik ve Yoga
Her yazımızda belirtiyoruz, yoga birlik demektir ve bu birliğe ulaşmanın yolu, kişinin uyum içinde olması ile mümkün olur diyoruz. Önce kişi kendisi ile uyum içinde olmalı, daha sonra çevresi ile, daha sonra çevre çemberi giderek genişleyerek tanıdığı ve tanımadığı herkesle, nihayet doğayla ve evrenle... Peki bu uyum ne demektir? Uyumdan kastımız dengedir. Kişinin dengeliliği her planda sağlaması ruhsal gelişim açısından önemlidir. Yani örneğin zihinsel dengelilik varken, bedensel dengesizlik olması önümüzde bir süre sonra gelişimimiz açısından engel teşkil edecektir.
Anlaşılır olması için bir kaç örnek verelim... Örneğin, yoga dendiğinde özellikle batıda ilk akla gelen raja yoga (kral yogası) dahilinde geçen yogasana’lar yani yoga duruşlarıdır. Şimdi bu yoga duruşlarını düzenli olarak uygulayan kişi, öncelikle fizik bedeni ile dengeli hale gelecektir, çünkü bu duruşlar omurgayı ve böylelikle sinir sistemini kuvvetlendirmekte, kasları, ve solunumu açmakta, hatta aklın sakinleşmesi üzerinde bile etkili olmaktadır. Yapılan Pranayama – prana’nın nefes ile kontrolü çalışmalarında yine solunum kuvvetlendirilmekte, kişinin aklı sakinleşmekte, düşünceleri yavaşlamaktadır. Yapılan konsantrasyon ve meditasyon çalışmalarının ise direkt olarak akıl ve zihin üzerinde sakinleştirici etkisi vardır. Yapılan her uygulamanın nihai amacı zihni ve aklı sakinleştirmek olsa da, bütünsel uyumun yakalanabilmesi için, tüm bu adımların düzenli olarak yoga heveslileri tarafından uygulanması istenir. Böylece kişi bedeni, nefesi, aklı ve zihni üzerinde uyum ve dengeyi sağlayacaktır.
Kişinin kendisi ile uyumlu olmadığı sürece, çevresi ile uyumlu olması imkansızdır. Örneğin fiil yogasını (karma yogayı) ele alalım. Fiil yogası yapan bir kişi de yine bu dengelilik arayışı içinde olmalıdır, çünkü fiil yogasının temeli, çok kısa olarak anlatırsak “karşılıksız olarak vermek” prensibi üzerine dayalıdır. Yani siz yapılan kademesel çalışmalarla öyle bir hale geleceksiniz ki, bir süre sonra gerçekten hiç bir şey beklemeden ya da aklınızdan karşılığında bir şeyi almak bile geçmeden, sadece verir olacaksınız. Bu kolay görünmekle birlikte aslında çok zor bir çalışmadır ve ancak kişi kendisi ile uyum içerisinde ise mümkündür. Yani kişi kendisine gülümsemeyi tam ve kesin olarak başarmalı, kendisine karşı hiç bir öfke duymamalı ve çevre ne derse desin, kendisinin ne olduğundan emin olmalıdır. Eğer kişi bu şartları yerine getirmezse, karma yoga’dan bir süre sonra vazgeçecektir, çünkü genelde karma yoga yaptığınız zaman, çevreniz size aptal gözüyle bakmakta ve özellikle başlangıçta sizden istifade etmeye çalışmaktadır. İşin komik tarafı karma yoga yapan sizin ses çıkarmadığınızı gördüklerinde, bu kişilerin sizi aptal yerine koyduklarına gerçekten inanmalarıdır! Halbuki aslında siz sadece bir karma yogi olarak, olan herşeyi çocuğunun yaptığı yaramazlıklara gülüp geçen ve hoşgörü gösteren bir ebeveyn tavrıyla izlersiniz. Şimdi eğer siz kendinizin ne olduğunu ya da neden bu şekilde davrandığınızı bilmediğiniz ya da sürekli hatırlamadığınız durumda, olacak olan şudur; bir süre sonra çevrenizin dediklerine inanmaya başlarsınız! Böylece ya gerçekten aptal olduğunuza inanırsınız ya da karma yoga’dan vazgeçerek eski alışkın olduğunuz davranış kalıplarına geri dönersiniz! Böylece dikkat ederseniz, çevre ile uyumu anlatırken yine kişinin kendisi ile olan uyumuna döndük. Sri Krişna da Arcuna’ya “Sürekli olarak Yoga'da bulunarak, bağımlılığı terk ederek ve başarı ve başarısızlıkta dengede durarak fiilde bulun! Akıldaki dengeliliğe yoga denir.” (Bhagavat Gita 2. Bölüm 48. vecize) demektedir. Elbette Sri Krişna’nın bu sözünü yerine getirebilmesi, öncelikle kişinin kendi değerine inanması ve metinlerle uyumlu olarak seçtiği yolda yürümesi ile mümkün olacaktır.
İşte bu ve benzeri uygulamalar ile kendisi ve çevresi ile uyumlu hale gelmeyi öğrenmiş bir kişi, kademesel olarak çemberi genişleterek tüm evren ile uyumlu bir hale gelmeyi öğrenecek ve kendi titreşimini, tıpkı bir radyo kanalının frekansını ayarlar gibi, evrensel titreşime açık hale getirecektir. Bu noktadan sonra, uygulama yapmanın gerekli bile olmadığından bahsedilir, çünkü artık kişi kendisini bilmekte ve hep bu şuur seviyesinde kalmaktadır. Ancak bu noktaya ulaşan dünyada çok az sayıda yogi olduğunu belirtmekte fayda var...
Hangi uygulamalar seçilmelidir?
Peki bu dengeliliğin sağlanması için seçilen uygulamanın önem derecesi nedir? Burada, Yoga’nın bir sistem haline gelmesinde önemli rol oynayan Patanajali’ye kulak verebiliriz: Yoga Sutra’larında “Uygulama ve metodlar bilinç geçişinin gerçek sebepleri değildir; onlar bir çiftçinin ekim için tarlasını hazırlaması gibi engellerin kaldırılmasına yardımcı olurlar.” (Patanjali’nin Yoga Sutra’ları 4. Kitap, 3. vecize) demektedir. Gerçekten de yoga adı altında yapılan her tür uygulama, bilinmelidir ki, sadece yöntemdir ve deneyim ancak seçilen tekniğin bittiği yerde gelmektedir.
Bu nedenle, yapılan her tür çalışmayı aslında bu uyuma ulaşmada bir çaba olarak değerlendirmek ve çabasızlık haline gelişin de “yoga”ya ulaşmada en önemli hal olduğunu söyleyebiliriz. Seçilen yöntem ya da tekniğin doğruluğu kişiden kişiye değişiklik gösterir, her zaman söylüyorum burada da yinelemek istiyorum, birisi için nektar olan, diğeri için zehir etkisi gösterebilir. Tamas hakimiyetinde olan (uyuşukluk ve atalet içindeki) bir kişi için meditasyon yapmak “oturur halde uyumayı öğrenmek” anlamına gelirken, sattva değeri yüksek olan (iyilik, doğruluk ve ruhsallık değeri yüksek) bir kişide meditasyon yapmak “kendini bilmek” anlamına gelebilir. Bu durumda herkesin doğasına uygun, kişiye ve bulunduğu şartlara uygun bir program hazırlamak önemlidir. Aksine, herkese tek bir şablon önermek ve herkesi bu şablona oturtmaya çalışmaksa, bir terzinin önce bir şapka yapıp daha sonra gelen müşterilerinin kafalarını bu şapkaya oturtmak için yontmak istemesine benzer. Patanjali, “Dünyadaki insan sayısı kadar yoga çeşidi vardır” demektedir. Herkes kendi dengeliliği ve huzuru için gerekli çalışmaların neler olduğunu yolda yürüdükçe deneme yanılma yoluyla, kitaplar yardımıyla, varsa guru’sunun tavsiyeleriyle keşfedip kendi yolunu oluşturmalıdır.
Bu, herkesin kendisine olan sorumluluğudur... ve bu sorumluluk delege edilemez.
Sevgiler.
Anlaşılır olması için bir kaç örnek verelim... Örneğin, yoga dendiğinde özellikle batıda ilk akla gelen raja yoga (kral yogası) dahilinde geçen yogasana’lar yani yoga duruşlarıdır. Şimdi bu yoga duruşlarını düzenli olarak uygulayan kişi, öncelikle fizik bedeni ile dengeli hale gelecektir, çünkü bu duruşlar omurgayı ve böylelikle sinir sistemini kuvvetlendirmekte, kasları, ve solunumu açmakta, hatta aklın sakinleşmesi üzerinde bile etkili olmaktadır. Yapılan Pranayama – prana’nın nefes ile kontrolü çalışmalarında yine solunum kuvvetlendirilmekte, kişinin aklı sakinleşmekte, düşünceleri yavaşlamaktadır. Yapılan konsantrasyon ve meditasyon çalışmalarının ise direkt olarak akıl ve zihin üzerinde sakinleştirici etkisi vardır. Yapılan her uygulamanın nihai amacı zihni ve aklı sakinleştirmek olsa da, bütünsel uyumun yakalanabilmesi için, tüm bu adımların düzenli olarak yoga heveslileri tarafından uygulanması istenir. Böylece kişi bedeni, nefesi, aklı ve zihni üzerinde uyum ve dengeyi sağlayacaktır.
Kişinin kendisi ile uyumlu olmadığı sürece, çevresi ile uyumlu olması imkansızdır. Örneğin fiil yogasını (karma yogayı) ele alalım. Fiil yogası yapan bir kişi de yine bu dengelilik arayışı içinde olmalıdır, çünkü fiil yogasının temeli, çok kısa olarak anlatırsak “karşılıksız olarak vermek” prensibi üzerine dayalıdır. Yani siz yapılan kademesel çalışmalarla öyle bir hale geleceksiniz ki, bir süre sonra gerçekten hiç bir şey beklemeden ya da aklınızdan karşılığında bir şeyi almak bile geçmeden, sadece verir olacaksınız. Bu kolay görünmekle birlikte aslında çok zor bir çalışmadır ve ancak kişi kendisi ile uyum içerisinde ise mümkündür. Yani kişi kendisine gülümsemeyi tam ve kesin olarak başarmalı, kendisine karşı hiç bir öfke duymamalı ve çevre ne derse desin, kendisinin ne olduğundan emin olmalıdır. Eğer kişi bu şartları yerine getirmezse, karma yoga’dan bir süre sonra vazgeçecektir, çünkü genelde karma yoga yaptığınız zaman, çevreniz size aptal gözüyle bakmakta ve özellikle başlangıçta sizden istifade etmeye çalışmaktadır. İşin komik tarafı karma yoga yapan sizin ses çıkarmadığınızı gördüklerinde, bu kişilerin sizi aptal yerine koyduklarına gerçekten inanmalarıdır! Halbuki aslında siz sadece bir karma yogi olarak, olan herşeyi çocuğunun yaptığı yaramazlıklara gülüp geçen ve hoşgörü gösteren bir ebeveyn tavrıyla izlersiniz. Şimdi eğer siz kendinizin ne olduğunu ya da neden bu şekilde davrandığınızı bilmediğiniz ya da sürekli hatırlamadığınız durumda, olacak olan şudur; bir süre sonra çevrenizin dediklerine inanmaya başlarsınız! Böylece ya gerçekten aptal olduğunuza inanırsınız ya da karma yoga’dan vazgeçerek eski alışkın olduğunuz davranış kalıplarına geri dönersiniz! Böylece dikkat ederseniz, çevre ile uyumu anlatırken yine kişinin kendisi ile olan uyumuna döndük. Sri Krişna da Arcuna’ya “Sürekli olarak Yoga'da bulunarak, bağımlılığı terk ederek ve başarı ve başarısızlıkta dengede durarak fiilde bulun! Akıldaki dengeliliğe yoga denir.” (Bhagavat Gita 2. Bölüm 48. vecize) demektedir. Elbette Sri Krişna’nın bu sözünü yerine getirebilmesi, öncelikle kişinin kendi değerine inanması ve metinlerle uyumlu olarak seçtiği yolda yürümesi ile mümkün olacaktır.
İşte bu ve benzeri uygulamalar ile kendisi ve çevresi ile uyumlu hale gelmeyi öğrenmiş bir kişi, kademesel olarak çemberi genişleterek tüm evren ile uyumlu bir hale gelmeyi öğrenecek ve kendi titreşimini, tıpkı bir radyo kanalının frekansını ayarlar gibi, evrensel titreşime açık hale getirecektir. Bu noktadan sonra, uygulama yapmanın gerekli bile olmadığından bahsedilir, çünkü artık kişi kendisini bilmekte ve hep bu şuur seviyesinde kalmaktadır. Ancak bu noktaya ulaşan dünyada çok az sayıda yogi olduğunu belirtmekte fayda var...
Hangi uygulamalar seçilmelidir?
Peki bu dengeliliğin sağlanması için seçilen uygulamanın önem derecesi nedir? Burada, Yoga’nın bir sistem haline gelmesinde önemli rol oynayan Patanajali’ye kulak verebiliriz: Yoga Sutra’larında “Uygulama ve metodlar bilinç geçişinin gerçek sebepleri değildir; onlar bir çiftçinin ekim için tarlasını hazırlaması gibi engellerin kaldırılmasına yardımcı olurlar.” (Patanjali’nin Yoga Sutra’ları 4. Kitap, 3. vecize) demektedir. Gerçekten de yoga adı altında yapılan her tür uygulama, bilinmelidir ki, sadece yöntemdir ve deneyim ancak seçilen tekniğin bittiği yerde gelmektedir.
Bu nedenle, yapılan her tür çalışmayı aslında bu uyuma ulaşmada bir çaba olarak değerlendirmek ve çabasızlık haline gelişin de “yoga”ya ulaşmada en önemli hal olduğunu söyleyebiliriz. Seçilen yöntem ya da tekniğin doğruluğu kişiden kişiye değişiklik gösterir, her zaman söylüyorum burada da yinelemek istiyorum, birisi için nektar olan, diğeri için zehir etkisi gösterebilir. Tamas hakimiyetinde olan (uyuşukluk ve atalet içindeki) bir kişi için meditasyon yapmak “oturur halde uyumayı öğrenmek” anlamına gelirken, sattva değeri yüksek olan (iyilik, doğruluk ve ruhsallık değeri yüksek) bir kişide meditasyon yapmak “kendini bilmek” anlamına gelebilir. Bu durumda herkesin doğasına uygun, kişiye ve bulunduğu şartlara uygun bir program hazırlamak önemlidir. Aksine, herkese tek bir şablon önermek ve herkesi bu şablona oturtmaya çalışmaksa, bir terzinin önce bir şapka yapıp daha sonra gelen müşterilerinin kafalarını bu şapkaya oturtmak için yontmak istemesine benzer. Patanjali, “Dünyadaki insan sayısı kadar yoga çeşidi vardır” demektedir. Herkes kendi dengeliliği ve huzuru için gerekli çalışmaların neler olduğunu yolda yürüdükçe deneme yanılma yoluyla, kitaplar yardımıyla, varsa guru’sunun tavsiyeleriyle keşfedip kendi yolunu oluşturmalıdır.
Bu, herkesin kendisine olan sorumluluğudur... ve bu sorumluluk delege edilemez.
Sevgiler.
Etiketler:
genel bilgiler
Kişisel ve Ruhsal Gelişim Aracı Olarak Yoga
Yoga kişinin kendini keşfetmesine yardıcı olan en kadim yöntemdir. Kişinin yaşama amacına baktığımız zaman, bu amacın temelde mutluluk olduğunu görürüz. Kişi tüm hayatı boyunca mutlu olmak için çabalar. Bu mutluluğu kişi öncelikle – tüm toplumun ve kültürün bizi yönlendirmesi sonucu- öncelikle dışarıda arar. Bu tıpkı hepinizin bildiğine inandığım ihtiyar kadın hikayesindeki gibidir. Bilmeyenler için tekraralayalım:
Yaşlı bir kadın bir gün iğnesini kaybeder ve küçük ve eski kulübesinin dışındaki küçük bahçede yana yakıla iğnesini aramaya başlar. Ama iğne küçüktür ve tüm çabasına karşın iğneyi bulamaz. O sırada, yoldan geçmekte olan genç bir kişi ihtiyara yardım etmek ister ve ne aradığını sorar. İhtiyar kadın “iğnemi düşürdüm onu arıyorum” deyince ikisi birlikte aramaya başlarlar, ama yine çabaları bir netice vermez ve iğneyi bulamazlar. Bunun üzerine delikanlı işlerini kolaylaştıracağını düşünerek, ihtiyara iğneyi bahçenin hangi bölümünde düşürdüğünü sorar. Amacı özellikle o bölümü araştırmaktır. Ancak ihtiyar kadın şu cevabı verir: “İğneyi bahçede değil, evin içinde düşürdüm.” Delikanlı iyice şaşırmıştır, “o halde neden bahçeyi araştırmaktasın, iğne bahçede olamaz ki” der. İhtiyar kadın şöyle yanıt verir: “Evet ama benim gözlerim pek iyi görmez ve kulübenin içi çok karanlık. Bu nedenle aydınlık olan bahçede arıyorum düşürdüğüm iğneyi.”...
Şimdi bu hikayede çok güzel bir noktaya değinilmektedir, kişi sadece aydınlık yani “bilinen” olduğu için mutluluğu dışarıda arayabilir ancak kaybettiği mutluluk dışsal değil içsel olduğundan çabaları sonuç vermemektedir. Bunun sebebini Sri Krişna Bhagavat Gita’da şu sözlerle açıklamaktadır:
“Kişi nesneleri düşündüğünde, bunlara karşı bir bağımlılık ortaya çıkar; bağımlılıktan arzu doğar; arzudan öfke doğar. Öfkeden yanılgı gelir; yanılgıdan aklın yitimi; aklın yitiminden ayrım kabiliyetinin çöküşü gelir; ayrım kabiliyetinin yok oluşuyla kişi mahvolur.” (2. Bölüm, vecize 62-63)
Dışsal olan duyu nesneleri tıpkı Sri Krişna’nın söylediği gibi gelip geçici bir huzur verir, kişi bir duyu-nesnesine yani elde etmek istediği bir şeyi elde ettiği zaman bir süre sonra o şeyden hevesi geçecektir, eğer o şeyi elde edemezse de, bu durumda öfke ve keder içerisinde boğulacak ve yine böylece mutlu olması mümkün olmayacaktır.
Çok karşılaşılan bir durum olduğundan örneği arabalardan verelim; diyelim ki bir arabanız olmasını çok istiyorsunuz, uzun bir süre araba ilanlarına baktınız, model ve markaları kıyasladınız ve sonunda istediğiniz arabayı aldınız. Bu arabayı elde ettiğiniz an sonsuz bir mutluluk duydunuz sanki size dünyaları verdiler. Ne zamana kadar bu şekilde mutlu hissedersiniz – aslında arabaya sahip olduğunuz an tatmin olmuşsunuzdur, artık o andan itibaren tatmin duygunuz -100’ü tam tatmin olarak alırsak- 100’den sıfıra doğru yavaş yavaş (ya da kişiye bağlı olarak) hızla düşmeye başlar. Örneğin, arabanız eskimeye, ya da yeni bir model piyasaya çıkınca ya da en yakın arkadaşınız daha iyi bir araba alınca(!), artık elinizdeki araba size eskisi kadar ilgi çekici gelmemeye başlar. Artık istediğiniz o gazetede ya da arkadaşınızda gördüğünüz yeni arabadır ve aynı döngü tekrardan başlar...
İşte mutluluğu dışarıda arayanlar, mutlu olmak için kendilerini mutlu eden şeyi belli aralıklarla tekrar etmesi gereklidir, hatta ve hatta hep daha iyisiyle tekrar etmek o kişiyi mutlu edecektir – yani aynı arabanın farklı bir rengini satın almak daha önce hissettiği mutluluğu yaşatmayacak, aksine aynı mutluluğu tekrar yaşamak için, daha fazlası –örneğin yeni bir model veya yeni özellikler de- gerekecektir. Bu yeni model arabanın alınamaması durumunda, bu o kişide öfke duygusunu açığa çıkaracak ve Sri Krişna’nın bahsettiği döngüye sokacaktır. İşte, bu nedenle yoga, kişinin duyularını dizginlemesini ve mutluluğu kendi içerisinde aramasını tavsiye etmektedir... (Ancak, duyuların dizginlenmesi, duyuların bastırılması demek değildir, bu konuyu da başka bir sayıya bırakalım.)
Peki bu durumda çok yerinde olarak şu soruyu sorabilirsiniz: Dışsal mutluluğa neden olan şey nedir? Tutarlı olması açısından bu soruyu yine aynı kişi, Sri Krişna’nın yine Bhagavat Gita’dan verdiği cevabı okuyarak inceleyelim:
“Etki ve tepki üretiminde, Doğa'nın (maddenin) etki olduğu söylenir; zevk ve acı deneyiminde (bireysel) ruh'un etki olduğu söylenir.” (13. Bölüm, vecize 21)
Sri Krişna burada bize şu mesajı vermektedir, kişinin karşısına doğa bir çok etki çıkarmaktadır, bugün araba yarın ev, öbür gün başka bir şey. Bu son derece normaldir. Doğayı kontrol etmek, bizim gibi sıradan insanlar için mümkün olmadığından doğanın bize gönderdiği etkileşimlere bir dur demek mümkün değildir. Ancak bizim yapabileceğimiz de bir şeyler var, bunu Sri Krişna şöyle açıklıyor: “Zevk ve acı deneyiminde Ruh’un “etki” olduğu söylenir.” Eğer benim zevk ve acıyı deneyimlemem içsel bir durum ise, işte ben bunu değiştirebilirim, çünkü bu benim değiştirebileceğim bir şeydir!
Peki bu nasıl başarılır? Kişinin kendini dizginlemesi yolu ile. Kişinin kendini dizginlemesi demek, tüm dünyadan vazgeçmesi demek değildir, kişinin kendini dizginlemesi demek dünyaya donuk gözlerle bakması ve yaşamdan vazgeçerek bitkisel hayata geçmesi demek değildir. Kişinin kendini dizginlemesi demek, dünyaya bakış açısını değiştirmesi demektir; yani isterse araba alması ama döngünün başlangıç noktası olan “bağımlılık”ı kırması demektir, arkadaşı araba aldığı zaman, kıskançlık duymaktan vazgeçip onun için mutlu olmayı öğrenmesi demektir vs. vs.
İşte bunu başaran bir kişi, doğa ona ne gönderirse göndersin, acı ve zevk duygusuna esir düşmeden, olaylara çok daha geniş bir perspektifle bakabilecek ve doğadan gelen her şeyi bir hediye olarak kabul ederek, halinden memnun olmayı (santoşa) ve gelen herşeye gülümsemeyi başarabilecektir. İşte bu kişi gerçekten mutlu olan kişidir, çünkü bu kişinin mutluluğu hiç bir şeye – bir şeyleri elde etmesine, vs- ya da hiç kimseye bağlı değildir, işte bu kişi artık kendini bilen bir kişidir. Kişi eğer bunu yapabilirse, dünya içinde olduğu halde, dünyadan olmayacak, yaptığı hiç bir şey kendisini bağlamayacaktır.
Bu yazıyı bu aralar sohbetlerde çok kullandığım küçük bir hikaye ile bitirelim:
Bir dilenci üstü başı dökük bir halde bir sandığın üstünde oturmakta ve dilenmektedir. Yoldan geçen bir kişi bu dilenciyi bir iki gün aynı noktada görünce ona para vermeye başlar ve bir süre sonra aralarında bir yakınlık doğar ve sohbet etmeye başlarlar. Yabancı dilenciye laf arasında şöyle sorar: “Kuzum, merak ettim, şu üstünde oturduğun sandığın içinde ne var?” Dilenci ağzı açlıktan kokarak şöyle cevap verir: “Bilmem, hiç açıp bakmadım ama bu sandık bana annemden kaldı ve ben kendimi bildim bileli hep bu sandık benimledir.” Bunun üzerine yabancının ısrarı ile sandık açılır ve herkes şaşırır, çünkü onca sene dilencinin üstünde oturup dilendiği sandık tepeleme altınla doludur.
Bu sandık her birimizde var. Artık, bu içsel sandığı açma ve kendi gerçek hazinemizi ortaya çıkarma zamanı gelmedi mi, ne dersiniz?
Selamlar,
Anu.
Yaşlı bir kadın bir gün iğnesini kaybeder ve küçük ve eski kulübesinin dışındaki küçük bahçede yana yakıla iğnesini aramaya başlar. Ama iğne küçüktür ve tüm çabasına karşın iğneyi bulamaz. O sırada, yoldan geçmekte olan genç bir kişi ihtiyara yardım etmek ister ve ne aradığını sorar. İhtiyar kadın “iğnemi düşürdüm onu arıyorum” deyince ikisi birlikte aramaya başlarlar, ama yine çabaları bir netice vermez ve iğneyi bulamazlar. Bunun üzerine delikanlı işlerini kolaylaştıracağını düşünerek, ihtiyara iğneyi bahçenin hangi bölümünde düşürdüğünü sorar. Amacı özellikle o bölümü araştırmaktır. Ancak ihtiyar kadın şu cevabı verir: “İğneyi bahçede değil, evin içinde düşürdüm.” Delikanlı iyice şaşırmıştır, “o halde neden bahçeyi araştırmaktasın, iğne bahçede olamaz ki” der. İhtiyar kadın şöyle yanıt verir: “Evet ama benim gözlerim pek iyi görmez ve kulübenin içi çok karanlık. Bu nedenle aydınlık olan bahçede arıyorum düşürdüğüm iğneyi.”...
Şimdi bu hikayede çok güzel bir noktaya değinilmektedir, kişi sadece aydınlık yani “bilinen” olduğu için mutluluğu dışarıda arayabilir ancak kaybettiği mutluluk dışsal değil içsel olduğundan çabaları sonuç vermemektedir. Bunun sebebini Sri Krişna Bhagavat Gita’da şu sözlerle açıklamaktadır:
“Kişi nesneleri düşündüğünde, bunlara karşı bir bağımlılık ortaya çıkar; bağımlılıktan arzu doğar; arzudan öfke doğar. Öfkeden yanılgı gelir; yanılgıdan aklın yitimi; aklın yitiminden ayrım kabiliyetinin çöküşü gelir; ayrım kabiliyetinin yok oluşuyla kişi mahvolur.” (2. Bölüm, vecize 62-63)
Dışsal olan duyu nesneleri tıpkı Sri Krişna’nın söylediği gibi gelip geçici bir huzur verir, kişi bir duyu-nesnesine yani elde etmek istediği bir şeyi elde ettiği zaman bir süre sonra o şeyden hevesi geçecektir, eğer o şeyi elde edemezse de, bu durumda öfke ve keder içerisinde boğulacak ve yine böylece mutlu olması mümkün olmayacaktır.
Çok karşılaşılan bir durum olduğundan örneği arabalardan verelim; diyelim ki bir arabanız olmasını çok istiyorsunuz, uzun bir süre araba ilanlarına baktınız, model ve markaları kıyasladınız ve sonunda istediğiniz arabayı aldınız. Bu arabayı elde ettiğiniz an sonsuz bir mutluluk duydunuz sanki size dünyaları verdiler. Ne zamana kadar bu şekilde mutlu hissedersiniz – aslında arabaya sahip olduğunuz an tatmin olmuşsunuzdur, artık o andan itibaren tatmin duygunuz -100’ü tam tatmin olarak alırsak- 100’den sıfıra doğru yavaş yavaş (ya da kişiye bağlı olarak) hızla düşmeye başlar. Örneğin, arabanız eskimeye, ya da yeni bir model piyasaya çıkınca ya da en yakın arkadaşınız daha iyi bir araba alınca(!), artık elinizdeki araba size eskisi kadar ilgi çekici gelmemeye başlar. Artık istediğiniz o gazetede ya da arkadaşınızda gördüğünüz yeni arabadır ve aynı döngü tekrardan başlar...
İşte mutluluğu dışarıda arayanlar, mutlu olmak için kendilerini mutlu eden şeyi belli aralıklarla tekrar etmesi gereklidir, hatta ve hatta hep daha iyisiyle tekrar etmek o kişiyi mutlu edecektir – yani aynı arabanın farklı bir rengini satın almak daha önce hissettiği mutluluğu yaşatmayacak, aksine aynı mutluluğu tekrar yaşamak için, daha fazlası –örneğin yeni bir model veya yeni özellikler de- gerekecektir. Bu yeni model arabanın alınamaması durumunda, bu o kişide öfke duygusunu açığa çıkaracak ve Sri Krişna’nın bahsettiği döngüye sokacaktır. İşte, bu nedenle yoga, kişinin duyularını dizginlemesini ve mutluluğu kendi içerisinde aramasını tavsiye etmektedir... (Ancak, duyuların dizginlenmesi, duyuların bastırılması demek değildir, bu konuyu da başka bir sayıya bırakalım.)
Peki bu durumda çok yerinde olarak şu soruyu sorabilirsiniz: Dışsal mutluluğa neden olan şey nedir? Tutarlı olması açısından bu soruyu yine aynı kişi, Sri Krişna’nın yine Bhagavat Gita’dan verdiği cevabı okuyarak inceleyelim:
“Etki ve tepki üretiminde, Doğa'nın (maddenin) etki olduğu söylenir; zevk ve acı deneyiminde (bireysel) ruh'un etki olduğu söylenir.” (13. Bölüm, vecize 21)
Sri Krişna burada bize şu mesajı vermektedir, kişinin karşısına doğa bir çok etki çıkarmaktadır, bugün araba yarın ev, öbür gün başka bir şey. Bu son derece normaldir. Doğayı kontrol etmek, bizim gibi sıradan insanlar için mümkün olmadığından doğanın bize gönderdiği etkileşimlere bir dur demek mümkün değildir. Ancak bizim yapabileceğimiz de bir şeyler var, bunu Sri Krişna şöyle açıklıyor: “Zevk ve acı deneyiminde Ruh’un “etki” olduğu söylenir.” Eğer benim zevk ve acıyı deneyimlemem içsel bir durum ise, işte ben bunu değiştirebilirim, çünkü bu benim değiştirebileceğim bir şeydir!
Peki bu nasıl başarılır? Kişinin kendini dizginlemesi yolu ile. Kişinin kendini dizginlemesi demek, tüm dünyadan vazgeçmesi demek değildir, kişinin kendini dizginlemesi demek dünyaya donuk gözlerle bakması ve yaşamdan vazgeçerek bitkisel hayata geçmesi demek değildir. Kişinin kendini dizginlemesi demek, dünyaya bakış açısını değiştirmesi demektir; yani isterse araba alması ama döngünün başlangıç noktası olan “bağımlılık”ı kırması demektir, arkadaşı araba aldığı zaman, kıskançlık duymaktan vazgeçip onun için mutlu olmayı öğrenmesi demektir vs. vs.
İşte bunu başaran bir kişi, doğa ona ne gönderirse göndersin, acı ve zevk duygusuna esir düşmeden, olaylara çok daha geniş bir perspektifle bakabilecek ve doğadan gelen her şeyi bir hediye olarak kabul ederek, halinden memnun olmayı (santoşa) ve gelen herşeye gülümsemeyi başarabilecektir. İşte bu kişi gerçekten mutlu olan kişidir, çünkü bu kişinin mutluluğu hiç bir şeye – bir şeyleri elde etmesine, vs- ya da hiç kimseye bağlı değildir, işte bu kişi artık kendini bilen bir kişidir. Kişi eğer bunu yapabilirse, dünya içinde olduğu halde, dünyadan olmayacak, yaptığı hiç bir şey kendisini bağlamayacaktır.
Bu yazıyı bu aralar sohbetlerde çok kullandığım küçük bir hikaye ile bitirelim:
Bir dilenci üstü başı dökük bir halde bir sandığın üstünde oturmakta ve dilenmektedir. Yoldan geçen bir kişi bu dilenciyi bir iki gün aynı noktada görünce ona para vermeye başlar ve bir süre sonra aralarında bir yakınlık doğar ve sohbet etmeye başlarlar. Yabancı dilenciye laf arasında şöyle sorar: “Kuzum, merak ettim, şu üstünde oturduğun sandığın içinde ne var?” Dilenci ağzı açlıktan kokarak şöyle cevap verir: “Bilmem, hiç açıp bakmadım ama bu sandık bana annemden kaldı ve ben kendimi bildim bileli hep bu sandık benimledir.” Bunun üzerine yabancının ısrarı ile sandık açılır ve herkes şaşırır, çünkü onca sene dilencinin üstünde oturup dilendiği sandık tepeleme altınla doludur.
Bu sandık her birimizde var. Artık, bu içsel sandığı açma ve kendi gerçek hazinemizi ortaya çıkarma zamanı gelmedi mi, ne dersiniz?
Selamlar,
Anu.
Etiketler:
genel bilgiler
Özgürleşmenin Doğası
Yoga ve özgürleşme birbiri içine girmiş iki kavram aslında. Kelime anlamı birlik olan yoga, bu “birlik”te olmak için özgürleşmenin gerektiğini söyler. Ancak burada asıl soru şudur: Neyden özgürleşmemiz gerekmektedir?
Bu konuda çok farklı yorumlar yapılmaktadır, örneğin kimileri özgürleşmeyi asileşmek, toplum kurallarını hiçe saymak ve dilediği gibi marjinal yaşamak olarak düşünebilir. Kimileri, hayattan soyutlanma yoluyla kendini toplum dışına çıkarmanın kendisini özgürleştirdiğini düşünebilir... Bazı diğerleri de sorumlulukları bırakmanın, örneğin işten istifa etmenin, baktığı bir ailesi varsa bakmaktan vazgeçmenin özgürleşme olduğunu düşünebilir. Ancak yoga’da bahsedilen özgürleşme tüm bu düşüncelerin çok ötesindedir...
Özgürleşme, Sanskritçe Mokşa kelimesi ile ifade edilir. Yogik anlamda bakıldığında, kişinin özgürleşmesi, dışsal değil, içseldir. Yoga, reenkarnasyonu kabul eden bir felsefedir. Özgürleşme de, nihai olarak doğum ölüm çarkı olan Samsara’dan kurtulmak ve dualitenin üstesinden gelerek çokluk içinde Bir olanı görebilmek demektir. Kişinin Samsara’dan kurtulması için, kendini bilmesi gereklidir, bunun için de eski Hint metinleri bize doğanın değerlerinin üstüne çıkmamız gerektiğini söylerler. Yapılan her tür yogik çalışmanın nihai hedefi budur, böylece kişi bedensel ve zihinsel olarak arınmakta ve ruhsal Öz’üne dönerek, kendini bilir hale gelecektir.
Peki doğanın değerlerinin üstesinden gelmek nasıl sağlanabilir?
Kişinin doğanın değerlerinin üstesinden gelmesi için eski metinler bazı araçlar önerirler, işte bizi Birlik’e götüren bu araçlara günümüzde Yoga denmektedir: Şimdi gelin, Patanjali’nin Yoga Sutralarında tarif ettiği Raja Yoga ya da Aştanga Yoga’nın özgürleştirici sekiz basamağına bakalım:
Yama (çevreyle olan ilişkilerde yapılması tavsiye edilenler) –Beş adet yama ilkesi vardır: zarar vermeme, çalmama, doğru olma, aşırı zevkleri kontrol etme, aç gözlü olmama.
Niyama (kişinin kendisiyle ilgili değerler) – Beş adet de niyama ilkesi vardır: Arı olma, halinden memnun olma, ateşli istek duyma, okuma ve hatırmala.
Asana (bedensel duruşlar/hareket serileri)
Pranayama (nefes hakimiyeti ile evrensel enerjinin (Prana) kontrolü)
Pratyahara (içe dönüş)
Dharana (konsantrasyon)
Dhyana (meditasyon)
Samadhi (Bir oluş)
Bizler şu an madde dünyasında olan varlıklarız. Bu nedenle de yoga bize kendimizi bilme ve doğanın üstüne çıkmada, maddeden (ya da kaba olandan) başlayıp, daha süptil olana doğru giden bir yolda ilerlememizi tavsiye eder. Patanjali’nin sekiz basmağına da bakacak olursanız, verdiği adımlar birinciden sonuncaya doğru aynı şekilde maddeden/dışsaldan daha süptile/içsele doğru gitmektedir: Yama ve niyama bizim kendimizle ve çevremizle olan ilişkilerimizi düzenlemekte, asana bedene olan hakimiyetimizi sağlamakta, pranayama nefese olan hakimiyetimizi sağlamaktadır. Daha sonra gelen yoganın içsel adımları olarak tarifleyebileceğimiz pratyahara ile içe dönüş başlamakta böylece kişi “ben kimim” sorgulaması yapmaya başlamakta, bunu tek noktaya odaklı kalma olarak ya da aklın dizginlenmesi çalışması özetleyebileceğimiz konsantrasyon çalışması takip etmekte ve çabasız konsantrasyon olan meditasyon ile kişi kendini bilmede yol almakta ve nihai olarak Samadhi’ye ulaşmakta yani kendisinin evrenle olan ilişkisini ve Bir’liğini anlamaktadır.
Mokşa’ya ulaşınca ne olur?
Kişinin özgürleşmesi demek, kişinin fiziksel ölümü demek değildir, kişi bu hayattayken özgür hale gelebilir (bunu başarmış kişilere Jivanmukti denmektedir). Bunu başarmanın yolu, kişinin kendine olan hakimiyeti ve kendisini bilmesidir. Mokşa’ya ulaşmış kişi, hayatın tam ortasında duran, hayatı tam olarak yaşayan ama hayattan etkilenmeyen, hayatı da etkilemeyen kişidir. Yani artık bu kişi çokluk içinde bir olanı görmekte herkes gibi yaşamakla birlikte, her nereye bakarsa baksın aynı bir ve tek Gerçek’i algılamaktadır. Bu da onu olaylara karşı objektif hale getirmektedir. Böylece, kişi herşeyi tanık olarak izleyebilme yetisine sahip olabilmektedir. Bunun nedeni, Sri Krişna’nın sözleriyle “tatmini Özben yoluyla Özben’de bulmasındandır” (Bhagavat Gita, 2/55).
Ancak bu o kişinin diğer herkesten farklı hal ve davranışlar içine gireceği anlamına gelmemektedir; bir çokları tamamen sıradan bir hayat sürerek, kendini meraklı gözlerden saklamayı tercih ederken, bazıları da tamamen tersi deli dolu davranarak, çevresindeki heveslileri kendisinden uzaklaştırmayı böylece sakince yaşamına devam etmeyi tercih etmektedir.
Peki herkes Mokşa hedefinde mi olmalıdır?
Her meditasyon heveslisinin Birlik’i yaşadığını söylemek mümkün değildir; aslında yoga yapan herkesin bu amaca koşmasını beklemek fazla ütopik bir yaklaşım olur.
Elbette, yoga bedensel sağlığa kavuşmak, bedensel sağlığı düzeltmek için yapılabilir, nefes alıştırmaları ile nefesin açılması, nefes düzensizliklerinin azaltılması konusunda da yardımcı olabilir, veya meditasyon yaparak kişi günlük hayatın stresinden de kurtulabilir. Bunların hepsi mümkündür; kişi yogayı hangi sebeple yaparsa, yaptığı yoga bu amaca hizmet edecektir ve yapılan çalışmadan mükemmel sonuç alınacaktır.
Ancak, yoga heveslisinin tüm bunların ötesinde yoganın ne gibi bir amaca hizmet edebileceğini bilmesi, tercih etme hakkına sahip olabilmesi açısından önemlidir. Kişi yaptığı çalışmanın sonucunda ne istediğine, ancak yaptığı çalışmanın ne için bir araç olduğunu bilirse karar verebilecektir. Bundan sonra hangi hedefi kendi önüne koyacağı, kendi özgür iradesine kalacaktır.
Özgürleşme için gerekli özellikler
Geçtiğimiz sene kaybettiğimiz, The Divine Life Society Genel Sekreteri Swami Krişnananda, Mokşa yolunda ilerleyen yoga öğrencisinin bu yolda ilerlemek için öncelikle ihtiyacı olan şeyleri şu şekilde sıralamaktadır:
(1) Viveka (gerçeği gerçek olmayandan ayrım gücü)
(2) Vairayga (duyulara olan hakimiyet)
(3) Sama (aklın sukuneti)
(4) Dama (kişinin kendini zaptetmesi ki bu duyuların gürültüsünün kontrolü )
(5) Uparati (bireysel fiillerin şaşırtan özelliklerinden kurtulma)
(6) Titiksha (yaşamın değişiminin ortasında sebatlı olabilme)
(7) Şraddha (yapılan çalışmanın anlamına duyulan inanç ve ikna)
(8) Samadhana (çalışılan konuya aklı konsantre etme kabiliyeti)
(9) Mumukşutva (Birlik’e duyulan özlem)
Kişinin bu özelliklerle kendini donatmasıyla ve yoga uygulamalarına devam ederek, bu uygulamaları hayatının her alanına yayabilmesiyle, özgürleşmeye doğru büyük bir adım atacaktır. Daha sonra, bu yolda küçük ama emin adımlarla yürüyecek ve günün birinde –belki kendisinin de hiç beklemediği bir günde- Birlik duygusu kendisinde uyanacaktır.
Not:
Doğanın değerleri
Hint sistemine göre, doğanın üç değeri vardır, sattvik, rajasik ve tamasik. Doğada bulunan herşeyde bu üç değer mevcuttur.
Sattva değeri: İyi, hoş olan, rahatsızlık vermeyendir.
Rajasik değer: Hareketi getirendir.
Tamasik değer: Ölü, durağan, atıl olandır.
Yoga çalışmaları, kişide de bulunan bu değerlerden önce Sattva değerinin yükseltilmesini, daha sonra bu değerin bile aşılmasını sağlamaktadır. Burada aşmaktan kasıt, tüm değerlerin dengede durması, hiç bir değerin öne çıkmamasıdır. Bu değerin dengede kalması sonucu, kişi doğaya hakim olacaktır.
Selamlar,
Anu.
Bu konuda çok farklı yorumlar yapılmaktadır, örneğin kimileri özgürleşmeyi asileşmek, toplum kurallarını hiçe saymak ve dilediği gibi marjinal yaşamak olarak düşünebilir. Kimileri, hayattan soyutlanma yoluyla kendini toplum dışına çıkarmanın kendisini özgürleştirdiğini düşünebilir... Bazı diğerleri de sorumlulukları bırakmanın, örneğin işten istifa etmenin, baktığı bir ailesi varsa bakmaktan vazgeçmenin özgürleşme olduğunu düşünebilir. Ancak yoga’da bahsedilen özgürleşme tüm bu düşüncelerin çok ötesindedir...
Özgürleşme, Sanskritçe Mokşa kelimesi ile ifade edilir. Yogik anlamda bakıldığında, kişinin özgürleşmesi, dışsal değil, içseldir. Yoga, reenkarnasyonu kabul eden bir felsefedir. Özgürleşme de, nihai olarak doğum ölüm çarkı olan Samsara’dan kurtulmak ve dualitenin üstesinden gelerek çokluk içinde Bir olanı görebilmek demektir. Kişinin Samsara’dan kurtulması için, kendini bilmesi gereklidir, bunun için de eski Hint metinleri bize doğanın değerlerinin üstüne çıkmamız gerektiğini söylerler. Yapılan her tür yogik çalışmanın nihai hedefi budur, böylece kişi bedensel ve zihinsel olarak arınmakta ve ruhsal Öz’üne dönerek, kendini bilir hale gelecektir.
Peki doğanın değerlerinin üstesinden gelmek nasıl sağlanabilir?
Kişinin doğanın değerlerinin üstesinden gelmesi için eski metinler bazı araçlar önerirler, işte bizi Birlik’e götüren bu araçlara günümüzde Yoga denmektedir: Şimdi gelin, Patanjali’nin Yoga Sutralarında tarif ettiği Raja Yoga ya da Aştanga Yoga’nın özgürleştirici sekiz basamağına bakalım:
Yama (çevreyle olan ilişkilerde yapılması tavsiye edilenler) –Beş adet yama ilkesi vardır: zarar vermeme, çalmama, doğru olma, aşırı zevkleri kontrol etme, aç gözlü olmama.
Niyama (kişinin kendisiyle ilgili değerler) – Beş adet de niyama ilkesi vardır: Arı olma, halinden memnun olma, ateşli istek duyma, okuma ve hatırmala.
Asana (bedensel duruşlar/hareket serileri)
Pranayama (nefes hakimiyeti ile evrensel enerjinin (Prana) kontrolü)
Pratyahara (içe dönüş)
Dharana (konsantrasyon)
Dhyana (meditasyon)
Samadhi (Bir oluş)
Bizler şu an madde dünyasında olan varlıklarız. Bu nedenle de yoga bize kendimizi bilme ve doğanın üstüne çıkmada, maddeden (ya da kaba olandan) başlayıp, daha süptil olana doğru giden bir yolda ilerlememizi tavsiye eder. Patanjali’nin sekiz basmağına da bakacak olursanız, verdiği adımlar birinciden sonuncaya doğru aynı şekilde maddeden/dışsaldan daha süptile/içsele doğru gitmektedir: Yama ve niyama bizim kendimizle ve çevremizle olan ilişkilerimizi düzenlemekte, asana bedene olan hakimiyetimizi sağlamakta, pranayama nefese olan hakimiyetimizi sağlamaktadır. Daha sonra gelen yoganın içsel adımları olarak tarifleyebileceğimiz pratyahara ile içe dönüş başlamakta böylece kişi “ben kimim” sorgulaması yapmaya başlamakta, bunu tek noktaya odaklı kalma olarak ya da aklın dizginlenmesi çalışması özetleyebileceğimiz konsantrasyon çalışması takip etmekte ve çabasız konsantrasyon olan meditasyon ile kişi kendini bilmede yol almakta ve nihai olarak Samadhi’ye ulaşmakta yani kendisinin evrenle olan ilişkisini ve Bir’liğini anlamaktadır.
Mokşa’ya ulaşınca ne olur?
Kişinin özgürleşmesi demek, kişinin fiziksel ölümü demek değildir, kişi bu hayattayken özgür hale gelebilir (bunu başarmış kişilere Jivanmukti denmektedir). Bunu başarmanın yolu, kişinin kendine olan hakimiyeti ve kendisini bilmesidir. Mokşa’ya ulaşmış kişi, hayatın tam ortasında duran, hayatı tam olarak yaşayan ama hayattan etkilenmeyen, hayatı da etkilemeyen kişidir. Yani artık bu kişi çokluk içinde bir olanı görmekte herkes gibi yaşamakla birlikte, her nereye bakarsa baksın aynı bir ve tek Gerçek’i algılamaktadır. Bu da onu olaylara karşı objektif hale getirmektedir. Böylece, kişi herşeyi tanık olarak izleyebilme yetisine sahip olabilmektedir. Bunun nedeni, Sri Krişna’nın sözleriyle “tatmini Özben yoluyla Özben’de bulmasındandır” (Bhagavat Gita, 2/55).
Ancak bu o kişinin diğer herkesten farklı hal ve davranışlar içine gireceği anlamına gelmemektedir; bir çokları tamamen sıradan bir hayat sürerek, kendini meraklı gözlerden saklamayı tercih ederken, bazıları da tamamen tersi deli dolu davranarak, çevresindeki heveslileri kendisinden uzaklaştırmayı böylece sakince yaşamına devam etmeyi tercih etmektedir.
Peki herkes Mokşa hedefinde mi olmalıdır?
Her meditasyon heveslisinin Birlik’i yaşadığını söylemek mümkün değildir; aslında yoga yapan herkesin bu amaca koşmasını beklemek fazla ütopik bir yaklaşım olur.
Elbette, yoga bedensel sağlığa kavuşmak, bedensel sağlığı düzeltmek için yapılabilir, nefes alıştırmaları ile nefesin açılması, nefes düzensizliklerinin azaltılması konusunda da yardımcı olabilir, veya meditasyon yaparak kişi günlük hayatın stresinden de kurtulabilir. Bunların hepsi mümkündür; kişi yogayı hangi sebeple yaparsa, yaptığı yoga bu amaca hizmet edecektir ve yapılan çalışmadan mükemmel sonuç alınacaktır.
Ancak, yoga heveslisinin tüm bunların ötesinde yoganın ne gibi bir amaca hizmet edebileceğini bilmesi, tercih etme hakkına sahip olabilmesi açısından önemlidir. Kişi yaptığı çalışmanın sonucunda ne istediğine, ancak yaptığı çalışmanın ne için bir araç olduğunu bilirse karar verebilecektir. Bundan sonra hangi hedefi kendi önüne koyacağı, kendi özgür iradesine kalacaktır.
Özgürleşme için gerekli özellikler
Geçtiğimiz sene kaybettiğimiz, The Divine Life Society Genel Sekreteri Swami Krişnananda, Mokşa yolunda ilerleyen yoga öğrencisinin bu yolda ilerlemek için öncelikle ihtiyacı olan şeyleri şu şekilde sıralamaktadır:
(1) Viveka (gerçeği gerçek olmayandan ayrım gücü)
(2) Vairayga (duyulara olan hakimiyet)
(3) Sama (aklın sukuneti)
(4) Dama (kişinin kendini zaptetmesi ki bu duyuların gürültüsünün kontrolü )
(5) Uparati (bireysel fiillerin şaşırtan özelliklerinden kurtulma)
(6) Titiksha (yaşamın değişiminin ortasında sebatlı olabilme)
(7) Şraddha (yapılan çalışmanın anlamına duyulan inanç ve ikna)
(8) Samadhana (çalışılan konuya aklı konsantre etme kabiliyeti)
(9) Mumukşutva (Birlik’e duyulan özlem)
Kişinin bu özelliklerle kendini donatmasıyla ve yoga uygulamalarına devam ederek, bu uygulamaları hayatının her alanına yayabilmesiyle, özgürleşmeye doğru büyük bir adım atacaktır. Daha sonra, bu yolda küçük ama emin adımlarla yürüyecek ve günün birinde –belki kendisinin de hiç beklemediği bir günde- Birlik duygusu kendisinde uyanacaktır.
Not:
Doğanın değerleri
Hint sistemine göre, doğanın üç değeri vardır, sattvik, rajasik ve tamasik. Doğada bulunan herşeyde bu üç değer mevcuttur.
Sattva değeri: İyi, hoş olan, rahatsızlık vermeyendir.
Rajasik değer: Hareketi getirendir.
Tamasik değer: Ölü, durağan, atıl olandır.
Yoga çalışmaları, kişide de bulunan bu değerlerden önce Sattva değerinin yükseltilmesini, daha sonra bu değerin bile aşılmasını sağlamaktadır. Burada aşmaktan kasıt, tüm değerlerin dengede durması, hiç bir değerin öne çıkmamasıdır. Bu değerin dengede kalması sonucu, kişi doğaya hakim olacaktır.
Selamlar,
Anu.
Etiketler:
genel bilgiler,
samadhi
Güç ve Kontrol Üzerine
Her zaman söylediğimiz bir söz var; yoga’yı bir güç arayışı ile değil, huzuru bulmak için yapın diye. Ama bu yazımızda sizlerle yoga’da güç kavramı ve gerçek gücün ne olduğu üzerinde durmak istiyoruz.
Dünya üzerinde tek bir gerçek güç varsa bu, kişinin kendine hakim olması gücüdür. Bu gücün dışındaki her tür güç arayışı gelip geçicidir ve gerçek değildir, sadece bir yanılgıdır; bizler arkadaşlarımızı ya da eşlerimizi avucumuzun içine aldığımızı düşünebiliriz, ancak bu durumun ya yaşamlarımızla ya da bir yaşam içindeki uzun/kısa belli zaman dilimleri ile sınırlı olduğunu fark ederiz; para ile herşeye sahip olabileceğimizi sanabiliriz ancak paranın gücünün sadece maddi nesneleri almaya yettiğini, maneviyata gelince “geçerli akçe” olmadığını, bu nedenle de günümüz dünyasında “herşeyi olduğu halde boşluk duygusu yaşayan” insanlarla dolu olduğunu görürüz, başarılı olmanın en büyük güç olduğunu düşünsek de, her zaman başarı çubuğunun yükseltildiğini ve çevremizin/kendimizin tatmin olması için her gün yeni bir hedefe daha başarı ile ulaşmamız gerektiğini fark eder ve bir gün bunun bir sonu olmadığını keşfederiz, başkaları üzerinde hakimiyet sağlamanın bir güç olduğunu düşünürüz kimi zaman da, bunu farklı iki teknikle yaparız – o kişiyi maddi ya da manevi olarak kendine bakamaz hale getirip, kendimize muhtaç ederiz. Ancak bu da geçicidir, ya hakimiyet kurduğumuz kişi bir gün düştüğü durumu fark edecek ve bizden uzaklaşacaktır ya da biz “yarattığımız” kişiden hoşnut kalmayarak uzaklaşacağızdır – fiziksel anlamda uzaklaşmak cesaret istediğinden, çoğu zaman sadece manen uzaklaşıldığına da şahit oluruz.
O halde, herkesin düşünmesi gereken önemli bir soru var: güç dediğimiz şey nedir? Gerçek güç nerede? Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi, yoga bize gerçek tek bir güç olduğunu söyler; temel hedef kişinin kendine hakim olmasıdır. Kişi kendine ne kadar hakimse, o kadar güçlüdür, bunun dışında güç diye bir şey yoktur...
Bu nedenle hedefi doğru belirlemek, elimizde bulunan bir kaç oku doğrultacak doğru hedefe yönlendirmek açısından önemlidir, böylece hedefi vurma şansımız artar. Böylece gücümüz artar, böylece bu gücün sonunda Satchitananda’ya (gerçek huzur hali) ulaşmamız mümkün olur. Böylece güç de bir araç halini alır ve bizi huzura ulaştırır.
Peki bu güce nasıl ulaşılır ve aşamaları nelerdir, gelin bunu bir kaç aşamada inceleyelim:
(1) Bedenin kontrolü
Öncelikle kişinin kendini kontrol etmesi demek bedenini kontrol etmesi demektir. Şimdi günlük hayatımıza baktığımız zaman, aslında bedenimizde belli bir kotrole sahip olduğumuzu düşünebiliriz; örneğin istediğimiz an yürümeye karar veririz ve bedenimiz buna uyar, ayağa kalkarız, bacak kasları gerilir, ayaklar bedeni taşır, ya da bir şeyi yerden kaldırmak istediğimde, kolumu uzatırım ve bu şeyi yerden alırım. Tüm bu durumlarda, beden isteğimize boyun eğer – kolumuz “hayır, ben bu şeyi yerden almak istemiyorum” demez. Bu nedenle de, baktığımız zaman aslında beden dış dünya ile irtibata geçtiğimiz bir araçtır. Zihinsel arzularımızı yerine getirmemizde yani fiile (ya da karma haline) dönüştürmemizde en büyük araçtır.
Ancak, beden üzerindeki kontrolümüz yine de düşündüğümüzden çok daha sınırlıdır. Çünkü baktığımız zaman beden her zaman istediğimiz şeyleri yapar görünse de aslında bazen bize karşı gelmektedir. Örneğin, sabah erken saatte işe gitmek için kalkmak için kendinizi programlayın; çalar saatinizi kurun, zihnen kendinizi hazırlayın, vs. Sabah belki de çalar saat çalmadan zihnen uyandığınızı fark edeceksinizdir. Ancak, eğer yeterince kararlı değilseniz bedeninizin hala mahmur olduğunu, hatta “çok yorgun” olduğunu, “kolunuzu bile kıpırdatacak haliniz olmadığını” hayretle göreceksiniz. Bir gün evvelinde sizi yoracak özel herhangi bir yorucu çalışma yapmadığınız halde, bedenin kalkmaya karşı direnç gösterme sebebi, nadiren fiziksel yorgunluktur. Ya da ne kadar çabalarsanız çabalayın, düzenli spor yapmak bazı bedenler için güç olacaktır, ve bedensel hep bir bahane olacaktır – kas yorgunluğu, genel yorgunluk, fiziksel güçsüzlük vs gibi sebepler herkesin sıkça kullandığı bahanelerdir.
(2) Duyuların kontrolü
Dış dünyayla irtibata geçtiğimiz beş duyumuz vardır, tüm bu duyular da çoğunlukla hakimiyetimiz altında değildirler, istedikleri gibi bizi yönlendirirler çoğu zaman. En ufak bir yemek kokusu duyduğumuzda, aç olmasak bile koku iştahımıza hitap ediyorsa ağzımız sulanır; çevrede gördüğümüz en küçük bir hareket ya da duyduğumuz en kısık bir ses bile dikkatimizi çeker ve dikkatimizi dağıtır, vs.
(3) Aklın Kontrolü
Çevremizde bir kitabı okuyabilmek için kütüphane sessizliğine ihtiyaç duyanları, başka türlü sayfaları gözüyle takip ettiği ve “okuduğu” halde sayfanın sonuna geldiğinde hiç bir şey anlamadığını sıkça görürüz.
Bu bölüme aslında düşüncelerin kontrolü de diyebiliriz. Çünkü en temelde düşüncelerimizi kontrol edebildiğimiz anda, aklımızı alt katmanlarıyla kontrol edebilmemiz mümkün olacaktır.
Hint sistemine göre akıl beş bölümden oluşur:
- Ahamkara: Ego yani kişinin benlik duygusudur. Bu bizi çevremizde gördüğümüz herşeyden ayıran bireysellik duygusudur. Beni dış dünyadan ayırır ve böylece ben bir “dualite” – “ikilikçi” bir dünyada yaşarım, her zaman bir “ben olan” bir de “ben olmayan” vardır ve kişi yamaı boyunca bu ayrımı yaparak yaşar.
- Buddhi: Ayrım yeteneğidir. Kişinin zihinsel aktivitesidir. Kişiye çözüm olasılıklarını sunar. Kişi karar alma sırasında, karar için gerekli tercihleri/alternatifleri sunan zihindir.
- Manas: Düşüncelerdir.
- Chitta: Psişik her tür içerik, buna hafızayı yani geçmiş izlenimleri (samskara) ve gerçekleşmemiz izlenimleri (vasana) dahil edebiliriz. Bizi biz yapan her tür değer burada yer alır.
- Pragya: Sezgidir. Bazen neyin doğru ya da neyin yanlış olduğunu hissederiz. İşte bu sezgiseldir. Bazı kişilere güveniriz, bazılarına ise sebepsiz yere güvenmeyiz, bu da sezgidir. Ancak burada dikkatli olmak gerekir, çünkü kişinin içsel sesi ya da sezgisini düşüncelerden ayırt etmek zordur ve çoğunlukla sıradan düşünceler sezgi ile karışıtırıldığından, yanlış sonuçlara varılır.
Tüm bu akıl katmanları içinde özellikle düşüncelerin bir sel gibi aktığı ve kontrol edilemez oldukları düşünülür, ki aslında metinler de bize bunu söylerler:
Bhagavat Gita’da Sri Krishna Arcuna’ya şöyle der:
“Şüphesiz, aklın kontrol edilmesi zordur ve akıl rahat durmamaktadır; ama uygulama ve duyulara kapılmamakla akıl dizginlenebilir! Bu Yoga'ya, kendine hakim olmayanlarca ulaşımının zor olacağını düşünüyorum, ama kendine hakim olan ve çabalayan kişi, (doğru) araçlarla buna ulaşır.” (6, 35-36)
Hedef nedir ve nasıl ulaşılır?
Tüm bu üç bölüme baktığımızda, aslında birbiri ile ayrı gibi görünseler de içiçedirler. Örneğin, kişi bedensel hakimiyeti sağladığında, duyusal hakimiyeti de sağlarmış olur, çünkü kişiyi duyular kışkırtsa bile, kişi eğer bedenine hakimse, karma’yı yani harekete geçmeyi reddedecektir. Böylece kişi birine hakim olduğunda otomatik olarak diğerlerine de hakim olacaktır.
Peki o halde nasıl bir yol izlenmelidir? Bir sıralama yapacak olursa, bedene göre duyular daha süptildir, duyulara göre de akıl daha süptildir. Bu nedenle, aslında temel amaç, araç ya da teknik her ne olursa olsun, nihayetinde aklı hakimiyet altına alma yoluyla kişinin aklını da aşması ve böylece kendini bilmesidir. Peki nasıl? Yoga temelde bize iki farklı yol önerir; Bunları tümevarım ve tümdengelim olarak özetleyebiliriz.
Tümevarım yöntemi:
Burada kişi önce bedeni kontrol altına alır, böylece önce duyular daha sonra da akıl kontrol altına yavaş yavaş alınır.
Aslında bu tekniği doğal süreç olarak da adlandırabiliriz, çünkü kişi zaten hiç bir şey yapmasa da deneme yanılma yöntemi ile hayat kendisini tümevarım yöntemiyle eğitmektedir. Diyelim ki bir çocuğa “soba sıcaktır, elleme” dediniz. Çocuk sözünüzü dinlemezse, sobayı eliyle tutar, eli yanar ve öğrenir. Böylece, beden duyulara, duyular da akla sobayı ellemenin kötü bir şey olduğunu anlatır. Bir kez elledikten ve yandıktan sonra, çocuk bir daha sobayı ellemeyecektir, çünkü artık akıl direkt olarak bedeni ya da duyuları devreye sokma gereği duymadan yanacağını bilecektir.
Yoga yaparken de aynı şey geçerlidir, kişi önce bedenle çalışmaya başlar, yani Yogasana’ları (duruşları) çalışır. Her gün düzenli olarak duruşları çalışması önerilir kendisine. Ama burada amaç bedeni kaslarla donatmak ya da daha güzel görünmek için yaşlanmayı yavaşlatmak değildir. Amaç endirekt olarak aklı sakinleştirmek ve böylece kontrol altına almaktır. Nasıl mı? Bunu anlamak için, Yogasana’ları çalışırkenki zihinsel yapınıza bir bakın. Yoga duruşları sırasnda kişi sakinleşir, çünkü akıl tek bir noktadadır, sadece duruşa konsatre olur, kişi nasıl durduğunu zihinsel olarak izler, zihni başka bir yere kaysa bile tekrar geri getirir. Böylece 1 saat boyunca yapılan yoga duruşları sonucunda –aslında görünüşte hiç bir zihinsel çalışma yapmamış olduğu halde- kişi kendini sakinleşmiş ve huzur dolu bulur. Bu nedenle de yogasanaların etkili olduğunu düşünerek, hatha yoga sınıflarına katılmaya devam eder. Yogasana’lar kişiye huzur verir, çünkü kişi düşüncelerini bir nebze olsun –tek noktaya odaklı kaldığından- yavaşlatmıştır.
Ancak, burada önemli nokta şudur: Yogasana’lar kişinin zihnini sakinleştirmekte bir araçtır, ancak yogasanaların bir araç olduğu unutulmamalıdır. Yogasanaların araç olduğunun unutulması, duruşların aşırı bir öneme sahip olmalarıdı beraberinde getirir, böylece kişi ayak duruşlarını milimetrik olarak düzeltmenin önemli olduğuna inanmaya başlar, duruşu yaparken elini tam olarak nereye koyduğuyla fazla ilgilenmeye başlar, eğilirken yaptığı açının tam olarak 45 derece yapıp yapmadığını fazla kafasınaa takmaya başlar... Böylece aslında bize huzur vermesi için yaptığımız yoga duruşları, bizim için yeni bir stres kaynağı haline geliverir! Böylece zihinsel karmaşa artar ve kişi belki günlük hayatta kendisini rahatsız eden düşünceler yumağından kurtulur ama bu sefer de yogaasanaları “doğru yapma” düşünceleri içinde kaybolur!!! Böylece yoga kişiyi özgürleştirme aracı olmaktan çıkar ve bir çeşit aerobiğe dönüşür.
Aynı şekilde, Yama ve Niyama’ları uygulamak (yoga’da bulunan ve uygulanması önerilen etik ilkeler) ve nefes çalışmaları (Pranayama) da aklı sakinleştirmenin endirekt yollarındandır.
Kişi tüm bu yollardan birini/birkaçını ya da hepsini kullanarak, aklı sakinleştirme yolunda önemli adımlar atar ve günün birinde amacına ulaşır.
Burada araçları amaçla karıştırmak dışında da bazı riskler vardır elbette; özellikle aklın katmanları arasında bahsettiğimiz Ahamkara (Ego) bunların en önemlilerindendir. Çünkü kişide bulunan Ben duygusu, yaptığı çalışma sırasında küçülmek bir yana, daha da genişleyebilir – çünkü artık kişi diğer herkesten farklı (!), daha bilinçli, “daha” bir varlık haline geldiğine inanmaya başlayabilir. Bu kibir, kişinin ruhsal yolda karşılaşabileceği en büyük düşmanlardandır, çünkü kişinin bunun farkına varabilmesi oldukça uzun bir zaman alabilir. Bu kişinin ruhsal gelişimini egoyu beslediği için yavaşlatmasının yanı sıra, aynı zamanda kişinin öğrenmeye olan duyarlılığını da ortadan kaldırdığı için (çünkü kişi “ben biliyorum”a kendini fazlasıyla kaptırmıştır ve kendisine bir şey aktarılmaya çalışıldığında, kulaklarını tıkamayı ya da gözlerini yummayı tercih edecektir. Ya da kendisine her söylenileni “ben zaten biliyorum” diyerek kestirip atacaktır.) öğrenme sürecini de yavaşlatmaktadır. Ayrıca çevresinden “üstün” olduğunu düşünmesi de sorunlara yol açacak, en büyük öğretmenlerin bile hala öğrenci kalmayı tercih ettiklerini unutup, kendisinin öğrenciliğini kendi kararıyla bitirecek, öğretmenliğe soyunacaktır. Bu da kendisinde zamanla korkular oluşturacak, çevresinin kendisinin aslında ne kadar az bildiğini fark etmesinden korkar hale gelecek, bilgi saklamaya başlayacak ya da kendisine farklı bir “hava” verecek dışsal ayrıntılar yaratma yarışı içerisine girecektir. Bu da kendisini içsellikten çok dışsallığa yönlendirecek, zamanla neyi ne için yaptığını bile unutacak, sadece elinde olanı koruma savaşı veren biri halini alacaktır.
Kişi eğer tüm bu engelleri aşabilirse ve amatör ruhunu koruyabilirse, yaptığı çalışma kendisini yüceltecek, kim olduğunu tam olarak bilecektir. Burada önemli bir not düşmek isterim; kişi bedenen kendini yogasanalara verdikçe, ruhsal okumalara zaman ayırdıkça, vs tarzı endirekt çalışmaları yaptıkça içsel bir dönüşüm de kendiliğinden gelecektir ve tıpkı domino taşlarının birbirini tetiklemesi gibi, akıl da değişecek ve düşünce normları yeni düzene ayak uyduracaktır. Buradaki süreçte akıl doğal bir değişim içinde olacaktır, bu yüzden bu, yaşam düzeni ve tarzı ile gelişen ve yeni yapıyı “doğal ve olması gerektiği gibi” algılayan rahat bir yöntemdir, kabadan (beden) süptile (akıl) doğru gelişim aktarılır.
Tümdengelim Yöntemi:
Bir diğer yol da, tümdengelim yöntemidir. Burada kontrol altına alma işlemine önce akıldan başlanır, yani bu direkt bir y
Dünya üzerinde tek bir gerçek güç varsa bu, kişinin kendine hakim olması gücüdür. Bu gücün dışındaki her tür güç arayışı gelip geçicidir ve gerçek değildir, sadece bir yanılgıdır; bizler arkadaşlarımızı ya da eşlerimizi avucumuzun içine aldığımızı düşünebiliriz, ancak bu durumun ya yaşamlarımızla ya da bir yaşam içindeki uzun/kısa belli zaman dilimleri ile sınırlı olduğunu fark ederiz; para ile herşeye sahip olabileceğimizi sanabiliriz ancak paranın gücünün sadece maddi nesneleri almaya yettiğini, maneviyata gelince “geçerli akçe” olmadığını, bu nedenle de günümüz dünyasında “herşeyi olduğu halde boşluk duygusu yaşayan” insanlarla dolu olduğunu görürüz, başarılı olmanın en büyük güç olduğunu düşünsek de, her zaman başarı çubuğunun yükseltildiğini ve çevremizin/kendimizin tatmin olması için her gün yeni bir hedefe daha başarı ile ulaşmamız gerektiğini fark eder ve bir gün bunun bir sonu olmadığını keşfederiz, başkaları üzerinde hakimiyet sağlamanın bir güç olduğunu düşünürüz kimi zaman da, bunu farklı iki teknikle yaparız – o kişiyi maddi ya da manevi olarak kendine bakamaz hale getirip, kendimize muhtaç ederiz. Ancak bu da geçicidir, ya hakimiyet kurduğumuz kişi bir gün düştüğü durumu fark edecek ve bizden uzaklaşacaktır ya da biz “yarattığımız” kişiden hoşnut kalmayarak uzaklaşacağızdır – fiziksel anlamda uzaklaşmak cesaret istediğinden, çoğu zaman sadece manen uzaklaşıldığına da şahit oluruz.
O halde, herkesin düşünmesi gereken önemli bir soru var: güç dediğimiz şey nedir? Gerçek güç nerede? Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi, yoga bize gerçek tek bir güç olduğunu söyler; temel hedef kişinin kendine hakim olmasıdır. Kişi kendine ne kadar hakimse, o kadar güçlüdür, bunun dışında güç diye bir şey yoktur...
Bu nedenle hedefi doğru belirlemek, elimizde bulunan bir kaç oku doğrultacak doğru hedefe yönlendirmek açısından önemlidir, böylece hedefi vurma şansımız artar. Böylece gücümüz artar, böylece bu gücün sonunda Satchitananda’ya (gerçek huzur hali) ulaşmamız mümkün olur. Böylece güç de bir araç halini alır ve bizi huzura ulaştırır.
Peki bu güce nasıl ulaşılır ve aşamaları nelerdir, gelin bunu bir kaç aşamada inceleyelim:
(1) Bedenin kontrolü
Öncelikle kişinin kendini kontrol etmesi demek bedenini kontrol etmesi demektir. Şimdi günlük hayatımıza baktığımız zaman, aslında bedenimizde belli bir kotrole sahip olduğumuzu düşünebiliriz; örneğin istediğimiz an yürümeye karar veririz ve bedenimiz buna uyar, ayağa kalkarız, bacak kasları gerilir, ayaklar bedeni taşır, ya da bir şeyi yerden kaldırmak istediğimde, kolumu uzatırım ve bu şeyi yerden alırım. Tüm bu durumlarda, beden isteğimize boyun eğer – kolumuz “hayır, ben bu şeyi yerden almak istemiyorum” demez. Bu nedenle de, baktığımız zaman aslında beden dış dünya ile irtibata geçtiğimiz bir araçtır. Zihinsel arzularımızı yerine getirmemizde yani fiile (ya da karma haline) dönüştürmemizde en büyük araçtır.
Ancak, beden üzerindeki kontrolümüz yine de düşündüğümüzden çok daha sınırlıdır. Çünkü baktığımız zaman beden her zaman istediğimiz şeyleri yapar görünse de aslında bazen bize karşı gelmektedir. Örneğin, sabah erken saatte işe gitmek için kalkmak için kendinizi programlayın; çalar saatinizi kurun, zihnen kendinizi hazırlayın, vs. Sabah belki de çalar saat çalmadan zihnen uyandığınızı fark edeceksinizdir. Ancak, eğer yeterince kararlı değilseniz bedeninizin hala mahmur olduğunu, hatta “çok yorgun” olduğunu, “kolunuzu bile kıpırdatacak haliniz olmadığını” hayretle göreceksiniz. Bir gün evvelinde sizi yoracak özel herhangi bir yorucu çalışma yapmadığınız halde, bedenin kalkmaya karşı direnç gösterme sebebi, nadiren fiziksel yorgunluktur. Ya da ne kadar çabalarsanız çabalayın, düzenli spor yapmak bazı bedenler için güç olacaktır, ve bedensel hep bir bahane olacaktır – kas yorgunluğu, genel yorgunluk, fiziksel güçsüzlük vs gibi sebepler herkesin sıkça kullandığı bahanelerdir.
(2) Duyuların kontrolü
Dış dünyayla irtibata geçtiğimiz beş duyumuz vardır, tüm bu duyular da çoğunlukla hakimiyetimiz altında değildirler, istedikleri gibi bizi yönlendirirler çoğu zaman. En ufak bir yemek kokusu duyduğumuzda, aç olmasak bile koku iştahımıza hitap ediyorsa ağzımız sulanır; çevrede gördüğümüz en küçük bir hareket ya da duyduğumuz en kısık bir ses bile dikkatimizi çeker ve dikkatimizi dağıtır, vs.
(3) Aklın Kontrolü
Çevremizde bir kitabı okuyabilmek için kütüphane sessizliğine ihtiyaç duyanları, başka türlü sayfaları gözüyle takip ettiği ve “okuduğu” halde sayfanın sonuna geldiğinde hiç bir şey anlamadığını sıkça görürüz.
Bu bölüme aslında düşüncelerin kontrolü de diyebiliriz. Çünkü en temelde düşüncelerimizi kontrol edebildiğimiz anda, aklımızı alt katmanlarıyla kontrol edebilmemiz mümkün olacaktır.
Hint sistemine göre akıl beş bölümden oluşur:
- Ahamkara: Ego yani kişinin benlik duygusudur. Bu bizi çevremizde gördüğümüz herşeyden ayıran bireysellik duygusudur. Beni dış dünyadan ayırır ve böylece ben bir “dualite” – “ikilikçi” bir dünyada yaşarım, her zaman bir “ben olan” bir de “ben olmayan” vardır ve kişi yamaı boyunca bu ayrımı yaparak yaşar.
- Buddhi: Ayrım yeteneğidir. Kişinin zihinsel aktivitesidir. Kişiye çözüm olasılıklarını sunar. Kişi karar alma sırasında, karar için gerekli tercihleri/alternatifleri sunan zihindir.
- Manas: Düşüncelerdir.
- Chitta: Psişik her tür içerik, buna hafızayı yani geçmiş izlenimleri (samskara) ve gerçekleşmemiz izlenimleri (vasana) dahil edebiliriz. Bizi biz yapan her tür değer burada yer alır.
- Pragya: Sezgidir. Bazen neyin doğru ya da neyin yanlış olduğunu hissederiz. İşte bu sezgiseldir. Bazı kişilere güveniriz, bazılarına ise sebepsiz yere güvenmeyiz, bu da sezgidir. Ancak burada dikkatli olmak gerekir, çünkü kişinin içsel sesi ya da sezgisini düşüncelerden ayırt etmek zordur ve çoğunlukla sıradan düşünceler sezgi ile karışıtırıldığından, yanlış sonuçlara varılır.
Tüm bu akıl katmanları içinde özellikle düşüncelerin bir sel gibi aktığı ve kontrol edilemez oldukları düşünülür, ki aslında metinler de bize bunu söylerler:
Bhagavat Gita’da Sri Krishna Arcuna’ya şöyle der:
“Şüphesiz, aklın kontrol edilmesi zordur ve akıl rahat durmamaktadır; ama uygulama ve duyulara kapılmamakla akıl dizginlenebilir! Bu Yoga'ya, kendine hakim olmayanlarca ulaşımının zor olacağını düşünüyorum, ama kendine hakim olan ve çabalayan kişi, (doğru) araçlarla buna ulaşır.” (6, 35-36)
Hedef nedir ve nasıl ulaşılır?
Tüm bu üç bölüme baktığımızda, aslında birbiri ile ayrı gibi görünseler de içiçedirler. Örneğin, kişi bedensel hakimiyeti sağladığında, duyusal hakimiyeti de sağlarmış olur, çünkü kişiyi duyular kışkırtsa bile, kişi eğer bedenine hakimse, karma’yı yani harekete geçmeyi reddedecektir. Böylece kişi birine hakim olduğunda otomatik olarak diğerlerine de hakim olacaktır.
Peki o halde nasıl bir yol izlenmelidir? Bir sıralama yapacak olursa, bedene göre duyular daha süptildir, duyulara göre de akıl daha süptildir. Bu nedenle, aslında temel amaç, araç ya da teknik her ne olursa olsun, nihayetinde aklı hakimiyet altına alma yoluyla kişinin aklını da aşması ve böylece kendini bilmesidir. Peki nasıl? Yoga temelde bize iki farklı yol önerir; Bunları tümevarım ve tümdengelim olarak özetleyebiliriz.
Tümevarım yöntemi:
Burada kişi önce bedeni kontrol altına alır, böylece önce duyular daha sonra da akıl kontrol altına yavaş yavaş alınır.
Aslında bu tekniği doğal süreç olarak da adlandırabiliriz, çünkü kişi zaten hiç bir şey yapmasa da deneme yanılma yöntemi ile hayat kendisini tümevarım yöntemiyle eğitmektedir. Diyelim ki bir çocuğa “soba sıcaktır, elleme” dediniz. Çocuk sözünüzü dinlemezse, sobayı eliyle tutar, eli yanar ve öğrenir. Böylece, beden duyulara, duyular da akla sobayı ellemenin kötü bir şey olduğunu anlatır. Bir kez elledikten ve yandıktan sonra, çocuk bir daha sobayı ellemeyecektir, çünkü artık akıl direkt olarak bedeni ya da duyuları devreye sokma gereği duymadan yanacağını bilecektir.
Yoga yaparken de aynı şey geçerlidir, kişi önce bedenle çalışmaya başlar, yani Yogasana’ları (duruşları) çalışır. Her gün düzenli olarak duruşları çalışması önerilir kendisine. Ama burada amaç bedeni kaslarla donatmak ya da daha güzel görünmek için yaşlanmayı yavaşlatmak değildir. Amaç endirekt olarak aklı sakinleştirmek ve böylece kontrol altına almaktır. Nasıl mı? Bunu anlamak için, Yogasana’ları çalışırkenki zihinsel yapınıza bir bakın. Yoga duruşları sırasnda kişi sakinleşir, çünkü akıl tek bir noktadadır, sadece duruşa konsatre olur, kişi nasıl durduğunu zihinsel olarak izler, zihni başka bir yere kaysa bile tekrar geri getirir. Böylece 1 saat boyunca yapılan yoga duruşları sonucunda –aslında görünüşte hiç bir zihinsel çalışma yapmamış olduğu halde- kişi kendini sakinleşmiş ve huzur dolu bulur. Bu nedenle de yogasanaların etkili olduğunu düşünerek, hatha yoga sınıflarına katılmaya devam eder. Yogasana’lar kişiye huzur verir, çünkü kişi düşüncelerini bir nebze olsun –tek noktaya odaklı kaldığından- yavaşlatmıştır.
Ancak, burada önemli nokta şudur: Yogasana’lar kişinin zihnini sakinleştirmekte bir araçtır, ancak yogasanaların bir araç olduğu unutulmamalıdır. Yogasanaların araç olduğunun unutulması, duruşların aşırı bir öneme sahip olmalarıdı beraberinde getirir, böylece kişi ayak duruşlarını milimetrik olarak düzeltmenin önemli olduğuna inanmaya başlar, duruşu yaparken elini tam olarak nereye koyduğuyla fazla ilgilenmeye başlar, eğilirken yaptığı açının tam olarak 45 derece yapıp yapmadığını fazla kafasınaa takmaya başlar... Böylece aslında bize huzur vermesi için yaptığımız yoga duruşları, bizim için yeni bir stres kaynağı haline geliverir! Böylece zihinsel karmaşa artar ve kişi belki günlük hayatta kendisini rahatsız eden düşünceler yumağından kurtulur ama bu sefer de yogaasanaları “doğru yapma” düşünceleri içinde kaybolur!!! Böylece yoga kişiyi özgürleştirme aracı olmaktan çıkar ve bir çeşit aerobiğe dönüşür.
Aynı şekilde, Yama ve Niyama’ları uygulamak (yoga’da bulunan ve uygulanması önerilen etik ilkeler) ve nefes çalışmaları (Pranayama) da aklı sakinleştirmenin endirekt yollarındandır.
Kişi tüm bu yollardan birini/birkaçını ya da hepsini kullanarak, aklı sakinleştirme yolunda önemli adımlar atar ve günün birinde amacına ulaşır.
Burada araçları amaçla karıştırmak dışında da bazı riskler vardır elbette; özellikle aklın katmanları arasında bahsettiğimiz Ahamkara (Ego) bunların en önemlilerindendir. Çünkü kişide bulunan Ben duygusu, yaptığı çalışma sırasında küçülmek bir yana, daha da genişleyebilir – çünkü artık kişi diğer herkesten farklı (!), daha bilinçli, “daha” bir varlık haline geldiğine inanmaya başlayabilir. Bu kibir, kişinin ruhsal yolda karşılaşabileceği en büyük düşmanlardandır, çünkü kişinin bunun farkına varabilmesi oldukça uzun bir zaman alabilir. Bu kişinin ruhsal gelişimini egoyu beslediği için yavaşlatmasının yanı sıra, aynı zamanda kişinin öğrenmeye olan duyarlılığını da ortadan kaldırdığı için (çünkü kişi “ben biliyorum”a kendini fazlasıyla kaptırmıştır ve kendisine bir şey aktarılmaya çalışıldığında, kulaklarını tıkamayı ya da gözlerini yummayı tercih edecektir. Ya da kendisine her söylenileni “ben zaten biliyorum” diyerek kestirip atacaktır.) öğrenme sürecini de yavaşlatmaktadır. Ayrıca çevresinden “üstün” olduğunu düşünmesi de sorunlara yol açacak, en büyük öğretmenlerin bile hala öğrenci kalmayı tercih ettiklerini unutup, kendisinin öğrenciliğini kendi kararıyla bitirecek, öğretmenliğe soyunacaktır. Bu da kendisinde zamanla korkular oluşturacak, çevresinin kendisinin aslında ne kadar az bildiğini fark etmesinden korkar hale gelecek, bilgi saklamaya başlayacak ya da kendisine farklı bir “hava” verecek dışsal ayrıntılar yaratma yarışı içerisine girecektir. Bu da kendisini içsellikten çok dışsallığa yönlendirecek, zamanla neyi ne için yaptığını bile unutacak, sadece elinde olanı koruma savaşı veren biri halini alacaktır.
Kişi eğer tüm bu engelleri aşabilirse ve amatör ruhunu koruyabilirse, yaptığı çalışma kendisini yüceltecek, kim olduğunu tam olarak bilecektir. Burada önemli bir not düşmek isterim; kişi bedenen kendini yogasanalara verdikçe, ruhsal okumalara zaman ayırdıkça, vs tarzı endirekt çalışmaları yaptıkça içsel bir dönüşüm de kendiliğinden gelecektir ve tıpkı domino taşlarının birbirini tetiklemesi gibi, akıl da değişecek ve düşünce normları yeni düzene ayak uyduracaktır. Buradaki süreçte akıl doğal bir değişim içinde olacaktır, bu yüzden bu, yaşam düzeni ve tarzı ile gelişen ve yeni yapıyı “doğal ve olması gerektiği gibi” algılayan rahat bir yöntemdir, kabadan (beden) süptile (akıl) doğru gelişim aktarılır.
Tümdengelim Yöntemi:
Bir diğer yol da, tümdengelim yöntemidir. Burada kontrol altına alma işlemine önce akıldan başlanır, yani bu direkt bir y